7 gün 24 saat dünya futbolunu konuşuyoruz!

Tüm dünya genelindeki spor karşılaşmaları hakkında görüşlerini bildiren uzmanlardan oluşan bir ekibimiz var.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Geçen hafta teknik direktör Dunga'nın açıkladığı 23 kişilik Dünya Kupası kadrosunda yalnızca birkaç isim sürpriz oldu. Bir zamanlar Dünya Kupası kazanan milli takımın kaptanı olan teknik direktör Brezilya'nın ulusal liginde top koşturan genç yeteneklerin kadroya dahil edilmesi taleplerini göz ardı etti ve aynı zamanda Fifa Dünyanın En İyi Oyuncusu unvanına sahip olmasına ve Serie A'da asist kralı olmasına rağmen Ronaldinho'yu da kadrosuna dahil etmedi.

    Dunga hakkında istediğinizi söyleyebilirsiniz. Ben de Dunga'nın Brezilya'ya bu yaz altıncı Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandıramayacağına inananlardan biriyim, ancak hocanın Brezilya'yı finallere taşıyan öğrencilerine göstermiş olduğu vefayı da takdir etmek gerekir. İngiltere menajeri Fabio Capello da dahil bazı menajerler formda olan oyuncuların kadroya dahil edilmesi gerektiğine inanıyor, bu nedenle bu yazının hazırlandığı sırada Joe Cole'un İngiltere kadrosuna girip giremeyeceği belirsizliğini koruyordu. Dunga ise farklı bir yaklaşım sergiliyor. Sevgisini kazanır, sistemine uyum sağlar ve oyun planına harfiyen uyarsanız takımdaki yerinizi garantileyebilirsiniz.

    Bu nedenle, kulübü Lyon'da nadiren ilk on birde sahaya çıkmasına ve teknik direktörü Claude Puel tarafından defans özelliği yetersiz bulunmasına rağmen, Brezilya'nın sol bek mevkii için ilk tercihi Michel Bastos'dan yana olacak ve yine benzer şekilde Yunanistan Birinci Liginde Panathinaikos takımında vasat bir performans göstermesine rağmen Gilberto Silva, Brezilya milli takımının değişmez orta saha oyuncusu olacaktır. Bu nedenle, son beş ayını Manchester City'nin yedek kulübesinde geçirmesine rağmen Robinho'nun, Brezilya milli takımının 4-2-3-1 dizilişinde Dunga'nın sol kanat için ilk tercihi olacağına bahse girerim.

    Dünya Kupası başladıktan sonra, en iyi planlanan kadrolar bile bazı ince ayarlar gerektirebiliyor. Dunga şüphesiz Brezilya’da bu durumun en çok farkında olanlardan biridir, çünkü turnuvanın yıldızları arasında yer alması beklenen Rai'nin grup maçlarının sonunda sakatlanarak yerini Mazinho'ya bırakması ve yakın bir tarihte AC Milan'daki menajerlik görevinden ayrılan Leonardo’nun son 16’da Amerika karşısındaki maçta Ramos'un yüzüne dirsek atması sonucu gördüğü kırmızı kart nedeniyle sol bekteki mevkiini Branco'ya bırakmasına rağmen 1994 kadrosunda kaptan olarak takımını şampiyonluğa taşımıştı.

    Şu anda hepimiz Dunga'nın favori ilk on birini tahmin edebiliyoruz, ancak içimden bir ses Brezilya milli takımının turnuvadaki yıldızının yedek kulübesinde olduğunu söylüyor. Büyük çoğunluk sırasıyla Robinho ve Luis Fabiano'nun yedeği olacağını düşünmesine rağmen Nilmar ve Grafite bu turnuvada en çok izlemek istediğim ve aynı zamanda bahislerde dikkate alınmaya değer gördüğüm iki oyuncudur.

    Geçen sezon Wolfsburg takımıyla Bundesliga gol kralı olan Grafite, uluslararası turnuvalarda beş yıllık sessizliğinin ardından Mart ayında İrlanda Cumhuriyeti ile yapılan dostluk maçına çağrılmıştı. Sonradan açılan bir oyuncu olarak, tükenmek bilmeyen enerjisiyle futbolun bu en büyük turnuvasında beklenmedik bu fırsatı değerlendirecektir. Villarreal'in 25 yaşındaki forvet oyuncusu Nilmar ise geçen Eylül ayında Şile'ye karşı oynanan Dünya Kupası eleme maçında hat-trick yapmış ve geçen Kasım ayında Doha'da İngiltere'ye karşı oynanan dostluk maçında da bir gol atmıştır, böylece oynadığı 10 uluslararası karşılaşmada toplam sekiz gol kaydetme başarısını göstermiştir.

    Luis Fabiano konusunda şüpheliyim ve yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi Robinho'nun da çok büyük bir hayranı değilim. Brezilya kadrosunda sürpriz bahisler arıyorsanız Grafite ve Nilmar takip etmeniz gereken oyuncular arasında olmalıdır. Golcü bahislerinde ön planda olan meslektaşlarına kıyasla çok daha yüksek oranlar vaat ediyorlar.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Avustralya, Güney Kore, Katar ve Japonya'dan meydana gelen, Asya'nın dört üye ülkesinin her birinin kendi ülkesinin Asya pazarının zenginliklerini en iyi şekilde göstereceğini iddia ettiği bu Dünya Kupası adaylık süreci şüphesiz şimdiye kadarki en ilginç ve en çekişmeli olanıdır.

    Alınan duyumlara göre geçen hafta Kore'nin adaylıktan sorumlu yetkilisi Han Sung-joo, Zürih'te Sepp Blatter'e ülkesinin Teklif Kitabını sunmuştur.

    Açıklamasında “Kore'nin Asya'nın merkezinde ve Çin'e yakın bir konumda bulunduğunu ve futbola büyük ilgi duyulduğunu” belirtmiştir. Ve şu şekilde devam etmiştir; “Bu bağlamda Kore tüm Asya genelinde futbol coşkusunun doruklara çıkartılması için ideal bir yerdir”.

    Bu açıklamalar tabii ki çok doğru, ancak oldukça benzer tonda açıklamalar Japonya, Avustralya ve Katar tarafından da yapılmaktadır. Teklif verme planlarından vazgeçen Çin, Han'ı tarafında da belirtildiği gibi bu ticari kazanç kaynağının seçimi açısından oldukça kritik bir rol oynuyor. FIFA, 2022 Dünya Kupası için bir Asya ülkesi mi seçecek, yoksa gerçekten istedikleri Çin Dünya Kupasını mı bekleyecek?

    Bana sorarsanız bekleyecekler ve 2022 Dünya Kupasını Amerika'ya verecekler. Bu nedenle, Avustralya ve pastadan ikinci defa ısırık almak isteyen Japonya ve Kore daha uzun yıllar bekleyecek gibi görünüyor.

    FIFA'nın Güney Afrika 2010, Brezilya 2014, İngiltere 2018 ve Amerika 2022 organizasyonlarından yüksek mali kazançlar elde edeceği bir gerçektir. Bana göre FIFA, Dünya Kupasını dünya futbolunu yöneten kurum için bir kar kapısı olarak görüyor. Gerçeklerle yüzleşmek gerekirse, FIFA bünyesindeki herkes bu dilde konuşuyor. Blatter, Dünya Kupasını Afrika'ya vererek dileğini gerçekleştirdi, ancak ne yazık ki fedakarlık çok kazanç getirmiyor.

    Japonya ve Kore kısa sayılabilecek bir süre önce Dünya Kupası organizasyonuna ev sahipliği yaptı, Katar hala stadyumlarını nasıl havalandıracağını tam olarak açıklayabilmiş değil, Avustralya ise kendi A Ligini kâr ettirme yönünde halen yeteri kadar sorunla baş etmeye çalışıyor. Görüşüme göre henüz bir Dünya Kupası için hazır değiller, belki de Yeni Zelanda veya Endonezya ile ortak girişim yapmaları daha iyi olabilir.

    İngiltere, 2018 organizasyonunu aldıktan sonra (Lord Triesman’ın yol açtığı problemlere rağmen, benim tahminim bu yönde), bu durum 2022 için en güçlü aday olan Rusya'yı devre dışı bırakacak ve 12 yıl sonra gerçekleştirilecek olan Dünya Kupası için Amerika'yı tek seçenek olarak bırakacaktır.

    Amerika Birleşik Devletleri, Dünya Kupasına 1994 yılında ev sahipliği yaptı ve 24 takımın mücadele ettiği bir turnuva olmasına rağmen şimdiye kadar Dünya Kupası tarihinde en çok katılımın olduğu organizasyon unvanını koruyor. Oldukça yüksek kapasiteli stadyumlar hazır durumda, zaman dilimleri Avrupa'ya göre ayarlanabilmekte ve Amerikalılar bu işi şova dönüştürmeyi gerçekten iyi biliyorlar. Bu nedenle, Amerika en güçlü aday olarak görünüyor.

    Bill Clinton'ın partiye onursal başkan olarak katılmasıyla birlikte Amerika 2022 şimdiden ihtişamlı ve şova dönük bir organizasyon olacağa benziyor. Artık siyaset sahnesinde boy göstermiyor olabilir, ancak kendisi şimdiye kadar görev yapan Amerikan başkanları arasında hala en fazla üne ve karizmaya sahip liderdir. Bu isimlerle yola devam edildiği sürece de geçilmesi oldukça güç olacaktır.

    Asya Futbol Konfederasyonu'nun sloganında da olduğu gibi Asya, futbolun "geleceği" olabilir, ancak Asya Dünya Kupası organizasyonunun bir süre daha bekleyeceği kesin gibi gözüküyor.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Barcelona zirvedeki kulüplerin hiçbir zaman durmayacağını bu hafta bir kez daha kanıtladı. Geçen hafta sonu 99 puanlık bir rekorla ilan ettiği İspanya Birinci Ligi şampiyonluğu yetmezmiş gibi, Katalanlar başka bir rekora daha imza atarak dünyanın en iyi forvetlerinden biri olan David Villa'yı 40 milyon Euro karşılığında renklerine bağladı.

    28 yaşındaki Villa, İspanya'da tüm zamanların en çok gol atan oyuncuları listesinde Raul'den sonra ikinci sırada yer almaktadır ve aynı zamanda Euro 2008'in en çok gol atan oyuncusu olmuştur. Ayrıca, Fernando Torres sakatlığı nedeniyle bu yaz Dünya Kupasında açılış maçlarını kaçırabileceğinden ülkesi İspanya için de çok daha önemli bir oyuncu haline gelmiştir.

    Villa, geleceğiyle ilgili önemli kararı verdiğinden Güney Afrika'da futbolunu daha rahat sergileyebilecektir. Villa'nın Endülüs serüveni birçok insanın beklediğinden çok daha uzun sürdüğünden, Valencia taraftarlarının büyük bir çoğunluğu futbolcunun Katalan ekibine transfer olmasına kızamadı. Geçen yaz Real Madrid takımına transferine sıcak bakmasına rağmen, bu transfer gerçekleştirilememişti. Ancak, Valencia'da her yıl en az 16 gol ve her 1,54 maçta bir gol atarak geçirdiği beş sezonun ardından Villa, kariyerine daha büyük bir kulüpte devam etmeyi hak etmiştir. Torres, Didier Drogba, Wayne Rooney ve Samuel Eto’o gibi dünyanın önde gelen forvetleri ulusal ve uluslararası kupa kazanma şansı yüksek takımlarda birkaç sezon top koşturmuştur. Ancak, Villa bu oyuncular arasında bir istisnadır.

    Villa, Barcelona'da Major League Soccer’a her an transferi gerçekleşebilecek olan Thierry Henry’nin yaratacağı boşluğu dolduracaktır. Atlantik'in her iki tarafında da çıkan haberler Fransa milli takımının 32 yaşındaki kaptanının New York Red Bulls'a transfer olma yolunda olduğu şeklindedir. Böylece, Thierry Henry’nin uzun süredir onun için anlam ifade eden bir şehirde yaşama isteği gerçekleşmiş olacaktır. Barcelona taraftarları ise artık yaşlanmakta olan Arsenal'in eski yıldızı yerine en parlak yıllarını yaşayan, İspanya milli takımının önemli oyuncusunun takas edilmesini çoktan kabullenmiş gözüküyor.

    Ancak, Villa’nın takıma gelmesiyle Zlatan Ibrahimovic’in geleceği tartışılmaya başlanmıştır. İsveçli yıldız 12 ay önce Inter takımından transfer edildiği günden bu yana Barça'da büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Lig maçlarında toplam 16 gol kaydetmesine rağmen, birçok maçta varlık gösterememiş ve sezonun ikinci yarısında Lionel Messi ve hatta Pedro'nun gölgesinde kalmıştır. Önümüzdeki sezon ileri üçlü için birçok Barcelona taraftarı Messi, Pedro ve Villa isimlerini telaffuz etmektedir.

    Bu arada birçok gözlemci Ibrahimovic karşılığında Eto'o'yu satan Barcelona'nın 40 milyon Euro'luk bir transfer gerçekleştirmesine anlam verememiştir. Tabii ki Eto’o, takımı Inter'in Pazar gecesi Estadio Santiago Bernabeu stadyumunda oynanacak Şampiyonlar Ligi finalinde Bayern Munich'e karşı ter dökecek olması ve bu arada Ibrahimovic'li Barcelona'nın yarı finallerde Inter'e karşı elenmesi bir ironidir.

    Villa’nın takıma dahil edilmesi geçen yaz Eto’o'nun satılması ve yerine Ibrahimovic'in transfer edilmesiyle yapılan hatayı düzeltmeye yöneliktir. Bu revizyon çalışmasının bir sonraki ve son adımı Ibrahimovic'i en yüksek fiyatı ödeyen kulübe satmak olacaktır.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    İki buçuk yıl önce Japon futbolu Asya kulüpler düzeyinde oldukça başarılıydı.

    Gamba Osaka takımı, Asya Şampiyonlar Liginde çok iyi bir performans sergilemiş ve Avustralya'nın Adelaide United takımını finalde her iki maçta da mağlup ederek kupayı ülkesine götürmeyi başarmıştı.

    Akira Nishino’nun öğrencilerinin kıta şampiyonasındaki zaferi, Asya Şampiyonlar Liginde şampiyonluğu kazanan ilk Japon kulübü olan Urawa Reds'ten 12 ay sonra gelmiştir.

    Japonya'da en çok taraftara sahip kulüp olan Urawa'nın bu şampiyonluğu, J Liginin kurulduğu 1993 tarihinden sonra Asya şampiyonu olan tek kulüp unvanına sahip Jubilo Iwata'nın 1999 yılındaki Asya Kulüpler Şampiyonası zaferinin ardından hayal kırıklıklarıyla geçen uzunca bir dönemi sona erdirmiştir.

    Kıta şampiyonluklarını ciddiye almadığı nedeniyle yoğun eleştiri alan bir ülke için bu başarılar, yalnızca bir dönüm noktası olmakla kalmamış, aynı zamanda ayakları gaz pedalına iyice bastırıp tam bir sıçrama meydana getirmiştir.

    Japonya'da profesyonel futbol hala emekleme dönemlerini yaşamasına rağmen, Asya standartlarına göre organizasyon ve finansman ve tüm düzeydeki oyuncular ve teknik direktörler için sağlanan tesisler ve imkanlar açısından ilk sıradadır.

    Ancak yıllar içerisinde Japonya'nın Asya genelinde bir başarı için çok az çaba gösterdiği algısı oluşmuştur. Çoğu zaman inançtan yoksun takımlar ve teknik direktörler bölgesel şampiyonlara isteksiz bir şekilde katılmış ve turnuvalardan daha ilk karşılaşmalarda elenmiştir.

    Ancak, Urawa bu gidişe çarpıcı bir şekilde son vermiş ve taraftarını da arkasına alarak Saitama Stadyumunda Asya'nın en iyisi unvanını kazanmıştır. Urawa’yı daha sonra Gamba takımı takip etmiş, Yasuhito Endo'nun orta sahada gösterdiği inanılmaz performans ve Brezilyalı forvet Lucas'ın attığı gollerle Osaka'lılara şampiyonluğu getirmiştir.

    Ancak geçen yıl1998 yılından sonra ilk defa Tokyo'da gerçekleştirilen finale ironik olarak hiçbir Japon takımı yükselememiştir. Nagoya Grampus takımının da nefesi yetmemiş ve Suudi Arabistan'ın Al Ittihad takımına karşı yarı finallerde elenmiştir.

    Bu yıl durum daha da kötüleşmiş ve hiçbir Japon takımı varlık gösterememiştir.

    Sanfrecce Hiroshima ve Kawasaki Frontale takımları daha turnuva gruplarındayken elenmiş ve J Liginin son üç sezonunun şampiyonları Gamba ve Kashima Antlers takımları geçen hafta oynanan ikinci tur karşılaşmalarında sırasıyla Suwon Bluewings ve Pohang Steelers takımlarınca şampiyona dışına itilmiştir.

    J Liginde sürekli olarak başarılı sonuçlara imza atan Kashima takımı ACL'deki beklenmeyen başarısızlığını devam ettirmiş ve kıta düzeyinde bir rekabete henüz hazır olmadığını göstermiştir. Bu sonuçlar, kulüplerin geçmişte olduğu gibi uzağı görmekte zorlandığının ve dar bir lige sıkıştığının kanıtıdır.

    Suwon, Pohang, Seongnam Ilhwa ve Jeonbuk Motors takımlarının aldığı başarılı sonuçlar, sekiz çeyrek finalistten dördünün Güney Kore takımlarından oluşmasını sağlamıştır.

    Güç dengesi, Japon kulüplerinin Kore futboluna karşı 2007 ve 2008 yıllarında kazandığı başarılarla doğu Asya'ya doğru kaymıştır. Ancak, son yıllarda K Ligi takımları çıtayı yükseltmeyi başarmıştır, Japon futbolu ise hala bu başarısızlığın nedenine bir yanıt aramaktadır.

    Japon kulüplerinin tekrar kıta piramidinin tepesine tırmanması için uzun bir revizyon döneminin yaşanması gerekiyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Diego Maradona açıklama yaptı. Arjantin, Dünya Kupasına katılan rakipleri arasında yetenekli golcü oyuncu açısından en şanslı takım, ancak 23 kişilik kadroyu kurmakla görevlendirilen teknik adam kimlerin finallere gideceği konusunda kararını vermiş görünüyor.

    Geçen hafta gerçekleştirilen bir röportajda Maradona, Lionel Messi (kesinlikle sürpriz değil), damadı Sergio Aguero, Real Madridli golcü Gonzalo Higuain ve Carlos Tevez'in Güney Afrika'ya gidecek uçakta olacaklarını açık bir şekilde ifade etti. Bu açıklamanın ardından tek bir golcü kontenjanı kaldı: şu anda oldukça formda olan, Interli forvet Gabriel Milito ile Boca Juniors'un veteran golcüsü Martin Palermo en güçlü adaylar olarak gösteriliyor.

    Maradona, Arjantin menajerliğine getirildiği tarihten bu yana sürekli olarak verdiği kararlar konusunda eleştirilmesine rağmen, forvet seçimi konusunda neredeyse hiç eleştiri almadı. Söz hakkım olsaydı, Lyon takımının zeki ve agresif oyuncusu Lisandro Lopez'i önerirdim. Takımını tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi yarı finallerine taşıyan bu oyuncunun hiç değilse milli takım forvet adayları arasında geçmesi gerekiyordu, ancak kontenjanlar gerçekten çok kısıtlı. Geçen haftaki röportajdan anlaşıldığı kadarıyla, Maradona'nın takım seçimi sonucunda dünyanın en iyi forvet oyuncularından bazıları finalleri evinde izlemek zorunda kalacak.

    Lisandro ve büyük olasılıkla Milito Güney Afrika'ya giden oyuncular arasında olmayacak ve bu da aslında Arjantin milli takımının hücum gücünün ne kadar kuvvetli olduğunun bir kanıtı. Dünya Kupasına katılan diğer takımların ne yazık ki böyle zengin bir seçim yapma şansı bulunmuyor! İngiltere milli takımında rakipsiz Wayne Rooney ve uluslararası gol oranları inanılmaz derecede yüksek olan Peter Crouch dışında Jermain Defoe ve Emile Heskey şimdiye kadar ulusal turnuvalar dışında çok az varlık gösterebildi. İtalya, Christian Vieri'nin veliahdını ararken, İspanya milli takımı tüm ihtişamına rağmen Fernando Torres'in dizinden geçirdiği sakatlık nedeniyle altı hafta futbol oynayamayacağı haberi karşısında oldukça gerildi. Liverpoollu golcü oyuncu ve forvetteki ortağı David Villa olmakla olmamak arasında yapılmış bir seçim olarak değerlendiriliyor.

    Durum Fransa'da daha da vahim: Yunanistan Ligi gol kralı Djibril Cisse (Panathinaikos) Dünya Kupasına çağrıldı, ancak Horozlar arasında bu sezon kendi liginde 12 ve üzeri gol atmış hiçbir oyuncu bulunmuyor. Benzer şekilde, formda forvet oyuncusu sıkıntısı Almanya'da da güçlü şekilde hissediliyor.

    Arjantin için ise durum gerçekten farklı. Milito da takıma seçilirse, Arjantin milli takımının beş forvet oyuncusu bu sezon Avrupa'nın en kuvvetli üç liginde toplam 105 gol atmış ve atmaya devam ediyor olacak. Aguero dışındaki tüm oyuncular şimdiden 20 gol sınırını geçti bile. Şu anda dünya üzerinde bu rakamların yanına bile yaklaşabilecek bir takım bulunmuyor.

    Tabii ki Diego bizimle kafa buluyor da olabilir. Onu tanıyanlar, blöf yapıyor olabileceğini düşünebilir: aslında henüz kesin kararını vermemiş olabilir. Ancak, kararını vermemiş olsa da durum farklı olmayacaktır. Arjantin milli takımının, seçim yapabileceği çok sayıda, inanılmaz yetenekli golcüsü bulunuyor. Maradona'yı acımasızca eleştirenler dahil, herkes teknik adamın yanlış yapamayacağı tek konunun forvet seçimi olduğu konusunda hem fikir.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Kısa bir süre önce Katar'ın başkenti Doha'da çekilen Asya Kupası kurasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaygın kanıya göre geçen yılın şampiyonu Irak, Kuzey Kore, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran'ın bulunduğu D Grubu "Ölüm Grubu" olarak nitelendiriliyor (bu arada, şimdiye kadar bu nitelendirmenin yapılmadığı bir grubun yer aldığı herhangi bir turnuva hatırlıyor musunuz?) ve bu gruptaki her takımın şansının eşit olduğu düşünülüyor. Ancak, en büyük sürpriz C grubundan çıkabilir. Asya'nın en iyi iki takımından birinin, yani Avustralya veya Güney Kore'nin, Körfeze konuk olan takımlara karşı her zaman şaşırtıcı sonuçlar alan Bahreyn tarafından daha ilk turdan turnuva dışına gönderilmesi ihtimali oldukça yüksek.

    Bahreyn, Wellington'da oynanan ve Sayed Mohammed Adnan'ın maçı uzatmaya götürebilecek penaltı atışını kaçırdığı, Dünya Kupası elemeleri play-off maçında Yeni Zelanda'ya karşı talihsiz bir yenilgi almıştı ve bu turnuvayla kaybettiği itibarını yeniden kazanmayı hedefleyecektir.

    Bahreyn milli takımı 2006 yılından bu yana Avustralya ile karşılaştığı dört maçta da yenildi, ancak Körfezdeki son maçta, 2008 yılının Kasım ayında Manama'da oynanan Dünya Kupası eleme maçında Avustralyalılar son dakikada attıkları golle maçı 1-0 kazanmıştı ve hak etmedikleri halde ülkelerine mutlu dönmüşlerdi. Güney Kore ile Bahreyn arasında oynanan maçlarda Güney Kore'nin 15'e karşı 2'lik bir üstünlüğü bulunuyor. Ancak, Bahreyn'in bu iki galibiyeti de Endonezya'nın başkenti Cakarta'da oynanan Asya Kupalarında gelmişti ve son olarak iki takımın Şubat 2009 tarihinde Dubai'de karşı karşıya geldikleri maç 2-2 beraberlikle sonuçlanmıştı.

    Bu da Bahreyn'in özellikle Avustralya ve Doğu Asya takımlarının nadiren başarı gösterdiği Orta Doğu'da büyük takımlara kök söktürdüğünü gösteriyor. Ayrıca, Bahreyn'in Kasım ayında Yemen'de düzenlenecek Körfez Kupasında oldukça önemli bir maç deneyimi elde edeceği unutulmamalıdır.

    Saygı duyduğum bir meslektaşım olan, futbol yazarı Mike Tuckerman hafta içinde Avustralya'da yayınlanan bir köşe yazısında teknik direktör Pim Verbeek'in ayrılmasıyla Dünya Kupasından sonra yaşanacak boşluk, takımdaki bazı önemli oyuncuların futbolu bırakması ve Kupanın Avrupa ulusal liglerinin ikinci yarısıyla çakışması nedeniyle Avustralya'nın Avrupa'da top koşturan yıldız oyuncularının turnuvaya gelemeyeceği gerçeği dikkate alındığında, Avustralya'nın kupada işinin kolay olmayacağını yazdı. Avustralya'nın aksine, güçlü Asya milli takımlarının büyük çoğunluğunun Avrupa kulüplerinde oynayan, parmakla sayılabilecek kadar az sayıda oyuncusu olduğundan, bu takımlar bu tür problemlerle uğraşmak zorunda kalmayacaktır.

    İçimden bir ses Avustralya'nın bir taraftan 2014 Brezilya için güçlü bir takım oluşturmak, diğer taraftan Asya Futbol Konfederasyonunun güçlü bir üyesi olarak görünmesini sağlayacak, yeni bir kadro deneyeceğini ve bu nedenle bir veya iki yıldızını Kupaya getireceğini söylüyor. Ancak, Avustralya'nın gruptan çıkacağı konusunda emin değilim. Bahreyn teknik direktörü Milan Macala şu düşüncesinde ısrarlı; “Şu anda hiçbir favori yok ve herhangi bir grup için en güçlü veya en zayıf grup değerlendirmesini yapmak yanlış olur. Her grupta tehlikeli takımlar var ve ilk gruplardan hangi takımların çıkacağının tahmin edilmesi çok zor gözüküyor.” Ayrıca, Avustralya milli takımının kadro sıkıntısından da şu şekilde söz etti: “Tam kadro mücadele edemeyebilirler.”

    Bu düşünceye katılıyorum. Avustralyalıların turnuvadaki şansları düşük görünüyor, ancak henüz bahis oranlarına yansımamış durumda, dolayısıyla bu bahisler değerlendirilebilir. Tüm Asya Kupası maçlarında olduğu gibi bu Kupayı da SuperBahis'ten takip edebilirsiniz.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Avrupa'nın önemli turnuvalarında henüz sonuçlar belli değil. Kıtanın en üst seviyedeki liglerinde şampiyonluk yarışları hala devam ediyor ve Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligleri finallerine daha bir ay var. Ancak, medya dikkatini önümüzdeki yaz gerçekleşmesi beklenen teknik direktör değişikliklerine yöneltmiş durumda.

    Geçen hafta İngiltere'de çıkan haberlere göre Sir Alex Ferguson önümüzdeki sezon sonunda emekliye ayrılıyor. Bu haberler Manchester United menajeri tarafından oldukça hızlı bir şekilde yalanlanmasına rağmen, İngiliz günlük gazeteleri 25 yıldır Old Trafford'a teknik direktör olarak çıkan bu adamın yerine kimlerin gelebileceği konusunda spekülasyonlara başladı bile. Bir gazete Ferguson'un kendisi gibi İskoç olan ve sekiz yıldır Everton takımında başarıyla görev yapan David Moyes'i veliahdı olarak gördüğünü yazarken, diğer gazeteler teknik direktörlüğe en yakın ismin Aston Villa'yı çalıştıran Martin O’Neill olduğunu yazıyor.

    United'ın bir sonraki patronunun kim olacağı konusunda söz açıldığında sık sık telaffuz edilen ve bahis listelerinin başında olan bir diğer isim de Jose Mourinho. Inter menajeri, kalan dört hafta içerisinde oldukça başarılı işler çıkardığı takımını 1965 yılından bu yana hem Seria A şampiyonu, hem de Şampiyonlar Ligi (o tarihte turnuva Avrupa Kupası olarak adlandırılıyordu) şampiyonu yaparsa İtalya'da yapacak çok az şeyi kalacak, ancak İngiliz gazetelerinin “Seçilmiş Kişi” bir gün Premier Lige geri dönecek kehaneti konusunda az da olsa şüpheler var.

    Ancak, başarılı teknik adamın bir sonraki seyahatinin İngiltere'ye değil de, bir diğer Akdeniz Ülkesi olan İspanya'ya olacağına iddiaya girerim. Fergie, Old Trafford'ta iki yıl daha görev yapacaksa, Mourinho'nun arzu ettiği Old Trafford görevi 2012 yılına kadar bekleyecek demektir. Peki bu durumda İngiliz gazeteleri Mourinho'yu hangi takıma gönderecek? Liverpool mu? Böyle bir karar çok şaşırtıcı olurdu. Chelsea mi? Zaten daha önce çalıştırdığı bir takım. Manchester City ve Arsenal'deki teknik direktörlük koltuklarının uzunca bir süre boşalması beklenmiyor.

    Inter bu sezon Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırırsa, artık kazanılabilecek başka bir başarı kalmayacak ve Mourinho, FC Porto takımını altı yıl önce aynı turnuvada şampiyonluğa taşıdıktan sonra yaptığı gibi büyük ihtimalle takımdan ayrılacaktır. Bu da başarılı teknik adamın Real Madrid'in başına geçmesi için oldukça doğru bir zamanlama.

    Mourinho, Real'in yıldız oyuncusu Cristiano Ronaldo'nun şimdiden onayını aldı. Ronaldo'ya göre: “O çok özel bir teknik direktör. Dünyanın en iyilerinden biri olduğunu kanıtlamış durumda, zirvede olduğundan ve karakterinden dolayı bazı insanlar sevmeyebilir, ancak kesinlikle özel bir insan. Onu çok iyi tanıyorum. Ve çok seviyorum. Karakterini de biliyorum, kesinlikle kaybetmeye tahammülü olmayan bir adam.”

    İspanya'nın başkentinde çalışma fırsatı, birkaç defa farklı zamanlarda Avrupa'nın en büyük üç ligi olan İngiltere, İtalya ve İspanya liglerinde şampiyonluk kupası kaldıran ilk teknik direktör olmak istediğini açıklayan bir kişinin kaçırmaması gerekir. Mourinho’nun bu başarının ardından ise son durağı kendi ülkesi olacaktır. İki tanesi bitti, geriye iki tane kaldı. “Real Madrid'in bir sonraki hocası kim olacak?” bahsi açılırsa, artık oynayacağınız kişiyi biliyorsunuz sanırım.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Adil bir dünyada Bob Houghton'dan bir efsane olarak bahsedilmesi ve hatta bu göçmen İngiliz’i kısa bir süre ağırlama ayrıcalığına sahip olmuş ülkelerde kahraman ilan edilmesi gerekir.

    Suudi Arabistan'dan Çin'e ve bu iki nokta arasındaki daha birçok ülkede çalışmış olan, Fulham'ın bu eski orta saha oyuncusu, oldukça uzun teknik direktörlük kariyeri boyunca karizmasını ve beyefendiliğini her zaman Asya genelinde futbolcuların en iyi performansını ortaya çıkarmak için kullanmıştır.

    Şu anda Hindistan milli takımının başında olan Houghton, yalnızca çalıştırdığı takımın seviyesini yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda kriket aşığı bu ülkedeki birçok insanı bu muhteşem sporun ince tarafları hakkında eğitiyor.

    İki yıl önce Asya Challenge Kupasında aldığı bir galibiyetle takımını 1984 yılından bu yana ilk defa Asya Kupası finallerine taşıyarak şu ana kadar oldukça başarılı bir performans sergiledi.

    Ancak, Hindistan'daki bu başarısı İsveç takımı Malmo'yu 1979 yılında Avrupa Kupası finaline taşıyarak ün kazanan bu adamın kariyerini takip edenler için biraz sürpriz oldu.

    Tüm başarılarına rağmen, inkar edemeyeceği pişmanlıkları da yok değil. 1990'lı yılların ortalarında inanılmaz derecede yetenekli İran takımını çalıştırma fırsatını değerlendirmeyen teknik adam büyük olasılıkla hala pişmanlık duyuyordur.

    Bu süre zarfını hala hayranlıkla hatırlandığı ve nelerin yapılabileceğini veya yapılması gerektiğini düşünen Çin'de geçirmiştir.

    Houghton'un çok gönüllü olmasa da Çin milli takımındaki teknik direktörlük görevinden Sydney Oyunlarına katılmaya çalışan Olimpik takımın başına geçmek üzere ayrılmasının ardından 10 yılı aşkın bir süre geçti.

    Ulusal takımdan ayrılarak 23 yaş altı bir takımın başına geçmek, bir çeşit vefa borcu, A milli takımda başardığı büyük işler nedeniyle Çin yetkilileri tarafından verilen bir ödül olarak görülüyordu.

    O tarihte Olimpiyatlara katılmak Çin Futbol Federasyonu için her şeyden önce geliyordu ve Houghton, Federasyonun koşulsuz güvendiği tek adamdı.

    Ancak, elemeler sonunda hem Houghton, hem de Çin milli takımı için bunun yanlış bir karar olduğu anlaşıldı.

    Bahreyn ve Güney Kore ile berabere kalan, Seul'deki açılış maçını kaybeden ve rakipleriyle kendi evinde, Shanghai'da yine berabere kalan Çin Olimpik takımı ilerleme umutlarını tamamen kaybetti.

    Sonuç olarak, Olimpik takımı Sydney oyunlarına katılamadı ve fatura Houghton'a kesildi.

    Çin futbolu, ülke futboluna istikrar getirmiş ve soğukkanlı ve profesyonel yaklaşımı sayesinde oyuncularına daha önce eksik olan bir özgüven aşılamış bir teknik direktörü kaybetmiş oldu. Hao Haidong, Fan Zhiyi ve Ma Mingyu gibi yetenekli oyunculardan kurulu bir takım kesinlikle teknik açısından eksik değildi, ancak kendilerine olan inançları konusunda eksiklikleri vardı.

    Daha sonra teknik direktörlük görevine Bora Milutinovic getirilmiş ve kurnaz Sırp hoca da bu yetenekli takımın ve Houghton'tan miras kalan sağlam bir altyapının meyvelerini topladı ve takımı tarihinde ilk ve son defa Dünya Kupası finallerine taşıdı.

    Ancak, tarihinde ilk defa 2002 yılında Güney Kore'de katıldığı finallerden üç yenilgiyle ayrılan Çin milli takımı daha sonra hiçbir zaman eskisi gibi olamadı. Dünyanın bu en kalabalık ülkesinde bir zamanlar umut vaat eden futbol şu anda kaderine terk edilmiş durumda. Her gün yeni bir kriz çıkıyor ve takım tam toparlanmaya başlamışken başka bir skandalla sarsılıyor.

    Çin milli takımı geleceğini kurtarmak için bir adım atabilir, ancak futbol hakkında neredeyse hiç bilgisi ve deneyimi olmayan insanlardan oluşan bir federasyonla ülkenin şansı oldukça düşük gözüküyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Carlos Tevez geçen yaz Manchester United’ı bıraktığında, kendisine gerçek değeri verecek ve kendisini tam olarak ifade edebileceği bir yer arayışındaydı. İstediğini de elde etti.

    Geçen Pazartesi gecesi Tevez, 13 dakikaya 3 gol sığdırarak Wigan Athletic karşısında oyunu 0-0’lık bir beraberlikten, Manchester City lehine 3-0’lık bir galibiyete çevirmeyi başardı. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı mücadeleci Burnley’in vuruşu ile başlayan karşılaşmada, topu ağlarla tekrar buluşturdu ve City’nin inanılmaz 6-1’lik galibiyetinde 3 gole imza attı. Bu, oyuncunun 2009-10 sezonundaki 26. golü ve tek bir sezonda elde ettiği en yüksek gol sayısı.

    Tevez, yeni bir yer arayışıyla Old Trafford’u bıraktığında Manchester United taraftarları oyuncunun gidişini görmekten üzgündü. Taraftarlar bir şekilde Tevez’in Cristiano Ronaldo ve Wayne Rooney’nin gölgesinde yürekten ve sabırlı bir şekilde kendileri için sergilediği oyunu takdir ediyordu. Kulüpte kiralık olarak bulunduğu iki sezon boyunca Tevez 49 lig maçına başladı ve 14 maçta da yedek kulübesinde yer alıp toplam 19 gole imza attı. Bu istatistikler takım için Ronaldo ve Rooney’den daha az önem taşıdığını gösteriyor; ayrıca United’ın onunla kalıcı bir sözleşme imzalamak için çok uzun süre beklemesi de her şeyin üzerine tuz biber ekti.

    Tevez’in tam olarak ne tarz bir oyuncu olduğu ile ilgili her zaman bir soru işareti vardı. Ufak tefek, tıknaz ve güçlü bir forvet olan oyuncu takım arkadaşları için şans yaratıyor, ancak Dennis Bergkamp ya da Roberto Baggio gibi geleneksel derinlemesine uzanan forvet oyuncularından daha düşük verimle oynuyor. Gol atıyor ancak Fernando Torres ya da Didier Drogba ile aynı sayıda değil. Tevez hakkındaki genel düşünce United’da iki yılda dolan süresi boyunca her konumda bir şekilde yer bulduğu ancak bunlardan herhangi birine tam olarak hakim olmadığı yönünde.

    Buna rağmen Tevez’in değeri City’ye transferinden sonra artmaya başladı. Togo takım otobüsünün Afrika Ulusal Kupası öncesi Angola’da saldırıya uğramasından ve Roque Santa Cruz’un neredeyse tüm sezonu yedek kulübesinde geçirmesinden dolayı Emmanuel Adebayor’un anlaşılır şekilde normalden daha etkisiz oynadığı bir sezonda, Tevez, yalnızca tutumu ve çabası ile tılsımlı bir figür olarak ortaya çıkmakla kalmadı, ayrıca tam bir gol makinesi olarak diğerleri ile karşılaştırılıyor. Sezonun en iyi oyuncusu için övgüler dağıtıldığında, Tevez de Rooney ve Drogba ile birlikte podyumda yerini alacak.

    Geçtiğimiz Temmuz ayında, Sir Alex Ferguson Tevez hakkındaki görüşlerini açıkladı: “Bana göre değeri  25 milyon sterlin değildi. Taraftarlar arasında popülerdi. Taraftarlar bir kahraman bulmuştu ve benim açımdan doğru kişi olduğu sürece hiç sorun yoktu ama bu çok açık; değeri “25 milyon” değildi. Bu, Dimitar Berbatov’a 31 milyon sterlin harcayan birinin yorumu. Geçtiğimiz Cumartesi, United, sakat Rooney olmadan, evinde Chelsea’ye 2-1 yenildi. Bu yenilgi, Premier Lig yarışında muhtemelen Chelsea’nin kesin liderliği lehine oldu. Aynı karşılaşmada Berbatov, United’ın en çok hayal kırıcı oyuncularından biriydi.

    Birkaç saat sonra Tevez’in golü Burnley ağlarını havalandırdı. Şunu sormak gerekiyor, yoksa Ferguson geçen yaz yanlış oyuncuyu mu sattı?

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Yükselen huzursuz seslerle birlikte Ulusal Futbol Kongresi, “Endonezya Futbol Federasyonu'nun ülke futbolunu geliştirmesini hedefleyen yedi öneri” üzerinde fikir birliğine vardı. Ancak, maalesef bu önerilerin hiçbiri, bariz şekilde Endonezya futbol tarihinin en kötü 12 ayı olarak tanımlanan bir dönemde, PSSI başkanlığı görevini yürüten Nurdin Halid'in işine yaramadı. Hiçbir galibiyet alamayan, Asya Kupası'na kalamayan ve SEA Oyunlarında Laos'a karşı kaybeden bir milli takım, 2022 Dünya Kupası adaylık sürecini de büyük ölçüde zedelemiştir. Ancak, Endonezyalı holiganlar arasında git gide artan şiddet ve Persipura Jayapura takımının Asya Şampiyonlar Ligi'nde uğradığı hezimet daha da utanç vericidir.

    Bu tarihe kadar Endonezya Süper Ligi şampiyonu, Changchun Yatai takımı karşısında alınan 9-0'lık hezimet de dahil dört maçta kalesinde 21 gol gördü. Ancak Halid'e göre her şey yolunda gidiyor. “2003 yılında başkan olarak seçildiğimden bu yana, FIFA'ya uyumlu yeni kural ve tüzüklerin yürürlüğe konması gibi PSSI'da birçok reforma imza attım..” Ne büyük bir saçmalık! Ticaret hayatında gümrük ihlalleri nedeniyle hapis cezası almış bir adamın kulağından tutulup kurumdan atılması gerekiyor. Hem de hemen!

    Endonezya gibi futbola meraklı ve büyük potansiyele sahip bir ülke dünya sıralamasında 138. sıradaki yerini hiç hak etmiyor. Sıralamada bir posta pulu büyüklüğünde bir ülke olan Barbados'un bile altında yer alıyor. Bir takımadalar bölgesi olan Maldivler'in ise bir sıra önünde bulunuyor. Ancak, hatırlatmakta fayda var: Endonezya'da 230 milyon insan yaşıyor. Maldivler'de ise yalnızca 385.000 kişi yaşıyor ve çok yakında suyun altında futbol oynamak zorunda kalacaklar. Bu durumdan memnun olmak imkansız. Ayrıca, Persipura’nın ACL'deki içler acısı performansı düşünüldüğünde tek temsilcilerinin de Asya'nın en büyük kulüpler kupasına yakında veda etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bana kalsa, Asya futbolunun imajına zarar vermemesi için tüm Endonezya takımlarını turnuvalardan çıkartırım. Ancak, bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek, çünkü PSSI, FIFA başkanı Sepp Blatter'i devirmeyi amaçlayan Asya Futbol Konfederasyonu başkanı Mohamed bin Hammam için politik açıdan son derece önemli. Ancak, yine de bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Fiziksel olarak Endonezya'nın yanında çok küçük kalan Singapur futbola gelince komşusunun yanında adeta dev gibi kalıyor.

    Tayland takımı Muanthong United ile karşılaştığı playoff elemesinden çıkan Singapore Armed Forces takımı bu sezon ACL'nin parlayan yıldızı oldu ve oynanan dört maçın sonunda liderle arasında yalnızca bir puan fark vardı. Ancak yine de Suwon Samsung, Bluewings, Henan Construction ve Gamba Osaka gibi büyük takımlar karşısındaki mücadelesiyle göz doldurmayı başardı. Oynadığı dört maçta kalesinde dokuz gol görürken, Persipura takımı bu kadar golü yalnızca tek bir maçta yemeyi başardı! Singapur Futbol Federasyonu, FAS'ın bu hafta kamuoyuna duyurulacak beş yıllık Strateji Planıyla kendini geleceğe hazırlayacak bir vizyona sahip olması şaşırtıcı değildir. Ancak, Endonezya'nın karşı karşıya kaldığı durumun tersine, bu ülkedeki gelecek umudu gerçekten güçlü şekilde hissediliyor. FAS başkanı Zainudin Nordin şu açıklamada bulundu; “Singapur futbolu doğru yolda ve biz de doğru istikamette yol alıyoruz”. Bu sözlerinde gerçekten çok haklı. Övgüye değer bir ACL performansı. SEA Oyunlarında bronz madalya. Asya ve Dünya Kupası elemelerinde ön plana çıkan bir takım. Ve rüşvet ve şiddetten arındırılmış bir lig. Endonezya, Singapur'a göre 57 kat daha kalabalık, 3000 kat daha geniş ve beş katı daha yüksek bir Gayri Safi Milli Hasılaya sahip. Bir şeylerin ters gittiği çok açık. Artık, gerçekten Halid'in gitme zamanı geldi.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    İngiltere Premier Ligi’nde kalan beş maçı ile Liverpool altıncı sırada yer alıyor ve kutsal dördüncü sıra ile arasında dört puanlık bir fark var. Rafa Benitez, taraftarlara Mighty Red’lerin Şampiyonlar Ligi’nde yer alacağına dair söz verdi, ancak bu söz giderek inandırıcılığını kaybediyor.

    Manchester City (4. sırada) ve Tottenham (5. sırada), yalnızca kağıt üstünde Liverpool’dan daha fazla puana sahip değil, aynı zamanda oyunlarına da hakimler. City’nin Burnley’de geçen hafta sonu elde ettiği efsanevi 6-1’lik galibiyet takımı 59 puana taşırken, Spur’lar onları yalnızca bir puan geriden takip ediyor. Yani Liverpool kalan beş karşılaşmasını kazansa bile – ki 1 Mayıs'taki Chelsea maçı düşünülürse bu gerçekten önemli bir başarı olur – City, kendi tarafında kalan altı maçından 12 puan alarak yine de dördüncü sıra mücadelesinden kazanan taraf olarak çıkabilir.

    Ligi beşinci sırada tamamlamak Benitez için ne anlama geliyor? İspanyol teknik adam şüphesiz bu sezon Tanrının kendisine karşı mücadele ettiğini savunacak ama bu mazeret yalnızca sağlam Benitez destekçileri dışındaki herkesten biraz kredi kazanmasını sağlayacaktır. Teknik adam kendi şüpheli oyuncu yönetim tarzının, Liverpool kulüp sahiplerinin büyük mali desteğine rağmen birinci sınıf bir ekip oluşturamamasının ve kararsız takım seçimlerinin kurbanı.

    Bir bakıma Benitez’in Albert Rieira ile çekişmesi, Anfield’da her şeyin yönetimi altında yanlış gitmesini karakterize ediyor. İspanyol kanat oyuncusu, bir İspanyol radyo istasyonuna verdiği  röportajda Benitez’in yönetim tarzını, özellikle de ikili arasında neredeyse hiç olmayan iletişimi masaya yatırdı. Benitez, buna tepki olarak Rieira’yı takımdan çıkardı ve oyuncunun CSKA Moskova’ya 6 milyon sterlinlik olası satışından söz etmeye başladı. Yani, birçok taraftar Benitez’in neden kanat oyuncusuna ilk başta imza attığı hakkında kafa yormayı bırakmışken, küçük bir kayıp için kulübü bırakmaya dair başka bir Benitez şarkısı dönmeye başladı.

    Liverpool taraftarları, doğal olarak bu sezonun ilk dördün altında tamamlamanın amansız bir düşüşün başlangıcına işaret edebileceğinden  endişeleniyor. Manchester City, Kızılların yalnızca rüyalarında görebileceği zenginlikler sahip; Harry Redknapp, Tottenham’da Benitez’e parasının çoğunu boşa harcadığını gösteren bir takım kurdu ve Aston Villa’nın önümüzdeki bir kaç yıl boyunca ilk dört iddiasını sürdürmeye yetecek sayıda genç İngiliz oyuncusu var. Liverpool, Benitez’in göreve başladığı 2004-05 sezonunda lig maratonunu ilk dördün dışında tamamladığında, patlama Şampiyonlar Ligi’nin kazanılmasıyla önlenmiş ve Liverpool, rekabet yokluğundan yararlanıp sonraki sezonda tekrar ilk dörtte kendine bir yer bulmuştu. Ancak senaryo bu sefer oldukça farklı.

    En ezici darbe Fernando Torres’in ayrılması olabilir. İspanyol teknik adam şimdiye kadar bu sezonun sonucu ne olursa olsun Anfield’da kalacağını söylüyordu, ancak genel görüş dünyanın en büyük forvetlerinden birinin Şampiyonlar Ligi’nde oyun vaat etmeyen bir kulübe sadık kalmasının çok inandırıcı olmayacağı yönünde. Kendinize bir sorun; onun kalitesindeki kaç oyuncu ikinci sıradaki bir takımda top koşturur. David Villa ve…. Eh başka da yok galiba.

    Ne taraftan bakarsanız bakın Benitez’in Anfield devrinin sona erdiğine şahitlik ediyoruz. İster kalsın ve takımın düşüşünü yönetsin, ister gitsin ve yerine başkası gelip, enkazı toparlayarak parçaları tekrar bir araya getirmeye çalışsın. Böyle bir görevi en kötü düşmanım için bile dilemezdim.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Dört maç oynandı ve Güney Kore’nin dört temsilcisi hali hazırda Asya Şampiyonları Ligi ikinci turunda yerlerini belirledi.

    Seongnam Ilhwa, Suwon Bluewings ve Jeonbuk Motors yanı sıra Japonya şampiyonu Kashima Antlers, sorun yaşamadan son 16’ya giden yolda güvenli bir mesafe kat ettiler, grup maçlarının kalan iki turuna yükseldiler.

    Savunma şampiyonu Pohang Steelers’ın Çin’in Shandong Luneng ekibini geçen hafta grup etabının dördüncü turunda mağlup ederek art arda üçüncü kez kazanmasıyla, dört Kore ekibinin de sonraki etap şansı arttı.

    Koreliler uzu süredir Asya’da kulüp oyunlarının ustası kabul ediliyor, 1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında bir egemenlik döneminin keyfini süren ülke son birkaç sezonda yeniden şaha kalktı.

    Seongnam Ilhwa, Aralık 1995’te Suudi Arabistan’ın Al Nassr ekibini Riyad’da uzatma dakikalarında mağlup ederek artık devam etmeyen Asya Kulüpler Şampiyonası’nı kazandı ve on yıldan uzun süredir kıta kulübü unvanını hak kazanan ilk Kore kulübü oldu.

    Gerçi o zamandan beri K-League, kıta şampiyonasına iki Kore kulübü arasında oynanan 1997 ve 2002 finallerindeki dokuz etkinlikte en az bir finalist çıkardı.

    Pohang Steelers, ilkinde Kuala Lumpur’daki finalde Ilhwa’yı yenerek 1997 ve 1998’de arka arkaya unvanları kazandı; ardından Suwon, ikinci zaferlerinde ikinci sıraya yerleşen yurttaşları Anyang Cheetahs’ı yenerek 2001 ve 2002’de kupayı aldı.

    Asya Şampiyonlar Ligi’nin başlamasıyla birlikte küçük bir duraksama dönemi boyunca kıtadaki oyun gücü dengesinde batıya doğru bir kayma gözlendi; Birleşik Arap Emirlikleri’nden Al Ain ve Suudi Arabistan’dan Al Ittihad, Jeonbuk, Korelileri 2006’da tekrar zirveye çıkarmadan önce ilk üç sırayı aralarında paylaştı.

    Jeonbuk’un galibiyeti, doğudaki kulüpler için başarıyla geçen uzun bir dönemi başlattı, Japon ikili Urawa Reds ve Gamba Osaka başı çekti, ardından Pohang, geçen yıl Tokyo’da Al Ittihad’ı yenerek üç ayrı etkinlikte Asya şampiyonu olan ilk kulüp oldu.

    Şimdi dört Kore kulübü 2010’daki yarışı sürdürsün ya da sonlandırsın, devam eden K-League hakimiyetleri hiç olmadığı kadar yüksek.

    Peşlerinde gelen tek ülke ise Çin gibi görünüyor; ülkenin kulüpleri, dünyanın en kalabalık ulusunda kulüp oyunu için bir standart haline gelen mücadele tarzına geri dönmek için yarışma başlangıçlarına makul harcamalar yapıyor.

    İlk kez sahneye çıkan Henan Jianye elenirken Shandong Luneng ve Changchun Yatai sonraki tura geçmeyi başardı. Yalnızca Çin Süper Lig şampiyonu Beijing Guoan, yarışın şimdiye kadarki grup etaplarında göz doldurdu.

    Ayrıca Japonlar da var. Kashima ilk etapta esti savurdu, ayrıca Seongnam ile birlikte şimdiye kadarki dört maçını kazanan iki ekipten biri oldu.

    Sanfrecce Hiroshima, kıta düzeyinde devam etme şansı bulurken Kawasaki Frontale ve Gamba Osaka’nın motorları iflas etti.

    Batıda tek İran ekibi olan Zob Ahan, kendisini nakavt turlarına çekmeye çalışan Özbek ekibi Bunyodkor’a büyük kayıplar vererek (Luiz Felipe Scolari ve Rivaldo ile birlikte) şimdiye kadar arka arkaya galibiyetleri ile gruptan çıktı.

    Son iki grup maçında her şey ortaya çıkacak, ancak Koreliler için sonraki tur başlayana kadar endişelenecek pek fazla şey yok.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    L’Equipe, “Messi başka bir gezegenden gelmiş olmalı” manşetiyle çıktı. Elbette kısa boylu bu Arjantinli futbol virtüözünün Pazar gecesi gösterdiği performanstan övgüyle bahseden yalnızca Fransa'nın bu günlük spor gazetesi değildi.

    Real Zaragoza karşısında attığı birbirinden güzel üç golle lig maçlarında ikinci kez üst üste iki hafta hat-trick yapmayı başaran Arjantinli yıldız hafta arasında da Şampiyonlar Liginde Barcelona'nın Stuttgart'ı 4-0'lık yendiği maçta iki güzel gol kaydetmişti. Messi'nin bugünlerde sergilediği performans gerçekten bu futbolcunun başka bir gezegenden geldiğini düşündürüyor.

    Messi böylece sekiz günde sekiz gol atmış oldu. Barcelona'nın son beş maçında 11 gole imza attı. Son dört maçında ise on gol kaydetti. Bir başka ifadeyle son dört maçında her 36 dakikada bir gol attı.

    Messi'nin çoğu zaman kıyaslandığı ve şu anda formasını giydiği milli takımın menajerlik görevini yürüten Diego Maradona'nın 1980'li yıllarda sergilediği performanstan bu yana futbolseverler böyle bir futbol gösterisi görmemişti. Ancak, Maradona hiç bir zaman bir Avrupa ligi sezonunda 25 gol atamamıştı. Ayrıca, iki sezonda toplam 48 gol (ve artmaya devam ediyor) de atamamıştı.

    L’Equipe gazetesi bu yaratıcı ve zeki futbolcuyu övmek için, attığı sihirli bir golden sonra fotoğraflanan, Barcelona menajeri Pep Guardiola'nın şok içerisindeki sevincini okurlarıyla paylaştı. Guardiola futbolculuk zamanında Michael Laudrup, Hristo Stoichkov, Ronaldo ve Romario gibi süper yıldızlarla birlikte oynamıştı, ancak bu oyuncuların hiçbiri Messi'nin sahip olduğu ve şu anda tüm dünyayı hayretler içerisinde bırakan yeteneklerine sahip değildi.

    Messi'yi Zaragoza defansı etrafında daireler çizerken, defans oyuncularını tek tek çalıma dizerken ve herkesi şaşkına çeviren yeteneklerini sergilerken aklıma bir düşünce geldi. 22 yaşındaki yıldız oyuncu şu anda bu kadar mükemmel oynadığına göre Arjantin, Dünya Kupasını kazanamayacak ve Messi de turnuvanın en iyi oyuncusu olamayacak.

    Kulüp futbolunun uluslararası futbol arenasına çıktığı 1990'lı yıllardan bu yana Dünya Kupasına dünyanın en iyi oyuncusu olarak giren tüm futbolcular bu turnuvada büyük başarılar gösteremedi. 1990 Dünya Kupasına kadar iki kez Altın Top ödülünü kazanan, Hollanda milli takımının yıldız oyuncusu Marco van Basten takımının dünya çapında başarı hayalleri suya düşerken vasat bir performans sergilemişti. Benzer şekilde, dört yıl sonra düzenlenen 1998 Dünya Kupasına dünyanın en iyi oyuncusu olarak katılan Ronaldo, finallerde Zinedine Zidane'ın gösterdiği performansın çok gerisinde kalmıştı.

    2002 yılında şüphesiz dünyanın en büyük yeteneği olarak kabul edilen Zidane sakatlıklar nedeniyle yalnızca bir maçta forma giyebilmiş ve takımı Fransa'nın çöküşüne engel olamamıştı. Son olarak dört yıl önce Almanya'da o yıllarda finallere kadar takımı Barcelona'da şu anda Messi'nin gösterdiği performansa yakın bir performans gösteren Ronaldinho Dünya Kupası maçlarında vasatı geçememişti.

    Messi şu anda ne kadar iyi oynarsa oynasın, ”Turnuvanın En İyi Oyuncusu” bahisleri açıldığında bu oyuncudan uzak durmak son derece akıllı bir karar olacaktır. Bu bahsi doğru bilmek oldukça zor gözüküyor. 1990 yılında Salvatore Schillaci'yi ve 2002 yılında Oliver Kahn'ı kim önceden tahmin edebilirdi? Ancak, size şu anda verebileceğim en iyi tavsiye MDH'ye, yani Messi Dışında Herkese oynamanızdır.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    AFC Şampiyonlar Ligi grup karşılaşmasında Kawasaki Frontale, Sydney FC’den sonra Avustralya’nın en iyi klübü olan Melbourne Victory’ye 22 dakika içinde üç gol attı. Melbourne bir şut bile atamadı. Tek bir tane bile. J-Ligi takımı en iyi hattını ortaya koymaktan çok uzaktı. Körfezde Japonlarla Avustralyalılar arasında sınıf farkını kesin olarak çizen bir dizi sayı olsaydı, işte o bu olurdu. Ama her zamanki gibi Avustralyalı açıklama ekibi bahanelerini sunarken Cumartesi akşamı 2008 / 09 A Ligi şampiyonasında oynadıkları büyük finale dikkatleri çekti.

    Bacaklar yorgunmuş, saat farkı varmış, vesaire vesaire. Gerçek ise, Kawasaki daha hızlıydı, daha iyi organize olmuştu, topu daha iyi kontrol etti, yaratıcıydı, gösterişli ancak kontrollüydü, kendi fiziksel oyunlarında Melbourne’e karşı oynamaktan korkmadı ve en önemlisi hırslıydı. Oyunda her iki taraf da kazanmak için oynar ancak şüphesiz yalnızca birisi galip çıkar.

    Kawasaki’nin Kuzey Kore’li forveti Jong Tae-sae ilk yarının sonlarında hırçın davranışları sonucunda kırmızı kart gördükten ve Japonlar on kişi kaldıktan sonra bile Melbourne’ın ikinci yarıdaki zayıf ve sonuçsuz birkaç karşılıksız atağından başka hiçbir şeyi yoktu. Kawasaki, on kişi kaldıktan sonra Melbourne’a karşı dördüncü golü bile buldu.

    Bahaneye yer yok. Asya’da marka olmak yönünde hak iddia eden bir kulüp Melbourne’ın başarısında ikinci kez kıtanın en diplerinde görüldü. Poincare Varsayımı kadar kafa karıştırıcı ancak bir Rus matematikçi 100 yıllık denemelerin ardından bu bilinmezi çözmeyi başardı. İşte ben de bu nedenle şimdi bir deniyorum: Avustralya işin aslı daha fazla çalışmalıydı. Daha formda olmalıydı. Kısa paslı futbolda deneyimli daha iyi koçlar bulmalı ve klüp çevresinde hapishaneye benzer bir mantık oturtmalıydı. Doğu Asya’nın en iyi tarafı, parlak başarının yalnızca bütünüyle çalışmayla elde edilebileceğini bilmesi.

    Hem Kore’de hem de Japonya’da çalışan Avustralya milli takım koçu Pim Verbeek, bir süre önce bana doğu Asya futbolunun “kombinasyon ve top hakimiyetine” dayandığını ve bunun her zaman Verbeek’in dediği gibi “verimlilik” yani  gol atmak anlamına gelmediğini, aynı zaman da güzel futbol demek olduğunu söylemişti. İşini herkesten iyi bilen birkaç Brezilyalı forvet ekleyin, alın size harika bir karşıtlık; işte Avustralya’nın keşfetmesi gereken şey.

    Böyle bir teknik devrim gerçekleşmedikçe ve Japonlar ve Koreliler gibi sürekli olarak bir hegemonya kurulmadıkça, Avustralya’nın Asya futbolunu ensesinden yakalaması sadece boş bir hayal olacaktır. Arada sırada Adelaide United’ın oldukça iyi başardığı gibi şoklar yaşanabilir ancak tutarlılık ve etkileyici futbol her zaman zor elde edilecektir. Ayrıca Asya’yla karşılaşan Avustralya futbolu her zaman kolay lokma olacaktır. İyi günlerinde Avustralya yenebilir, ancak kötü günlerinde yenileceklerdir, hem de bayağı acı bir şekilde.

    Bu nedenle Asya Şampiyonlar Ligi’e Superbahis’te bahis yaparken Japon veya Kore tarafını seçmeniz her zaman daha iyi olacaktır. Avustralyalılar içinse, süregelen oyun stilinizle çılgın bir atış yapıyorsunuz.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Şimdiye kadar çok fazla eleştiri alan, bunun yanında çok az takdir gören Avrupa Ligi şu anda eleştirmenleri tekrar düşündürecek kadar iyi gidiyor. Adı, formatı ve takımların şampiyonluk kupasını kaldırana kadar oynaması gereken maç sayısıyla (17 veya lige birinci eleme turundan başladıysa 23) sürekli olarak alay konusu olmasına rağmen son yedi günde yaşanan olaylar bu ligin bir kalbi ve bir ruhu olduğunu kanıtladı.

    Fulham geçen hafta Craven Cottage stadyumuna ilk maçın 4-1'lik skor avantajıyla çıkan ve David Trezeguet ile erken bir gol bulan La Vecchia Signore'yi 3-1'lik skorla geçmeyi başardı ve bir İngiliz takımının turnuvada göstermiş olduğu en büyük geri dönüşlerden birini sergileyerek Juventus'u Avrupa Kupası’nın dışına gönderdi. Avrupa futbolunun iki güçlü temsilcisi Marseille ve Benfica, Fransa'nın güney sahillerinde bulunan Stade Velodrome'da nefes kesici bir mücadele sergiledi ve Lizbon Kartalları geriye düşmelerine rağmen maçın bitiş düdüğüyle birlikte adını son sekize yazdırmayı başardı. Anderlecht, Hamburg'u 4-3'lük skorla mağlup ederek altın günlerine geri döndüğünün sinyallerini verdi, ancak toplamda 6-5'lik bir skor ortaya çıktığından kupaya devam edemedi. Werder Bremen ve Valencia takımları Almanya'da oynanan maçta dörder gol attı ve İspanyol temsilcisi deplasmanda gol kuralı sayesinde yoluna devam etti.

    1990'lı yıllarda o zamanki adıyla UEFA Kupası daha yüksek bir standarda sahipti ve eski formatlı Avrupa Kupasına kıyasla kazanılması çok daha zordu. Bunun nedeni olarak Avrupa Kupası gruplarına yalnızca her ülkenin şampiyon takımının doğrudan kalabilmesi, yani İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya gibi kıtanın önde gelen liglerinin en iyi ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci takımlarının ikinci kuraya katılabilmeleri için birbirleriyle mücadele etmesi gerektiği gösterilmektedir. Marseille'nın 1993 yılında Avrupa Kupası şampiyonluğunu nispeten daha basit bir mücadeleden geçerek (finale çıkmadan önce grubu Rangers, Club Bruges ve CSKA Moskova takımlarının önünde bitirerek) kazanması, bunun yanında aynı yıllarda UEFA Kupası şampiyonlarının çoğu zaman çok daha ağır sınavlar vermek zorunda olması durumu karmaşık bir hale getirdi.

    Dengenin yeniden kurulması için UEFA Kupası, Şampiyonlar Ligi formatını benimsemiş; bu da Avrupa'nın iyi liglerinden daha çok sayıda takımın kupaya katılmasına ve Avrupa'nın zayıf liglerinden gelen şampiyon takımların kupa dışına itilmesine neden olmuştur. UEFA Kupası, Kupa Galipleri Kupasının 1999 yılında iptal edilmesiyle bu itirazları ve ulusal lig şampiyonlarını kabul etmek zorunda kaldı.

    UEFA Kupasının o yıllarda bir kimlik krizi yaşadığı şüphesizdir. Ancak, ruh arayışıyla geçen yıllardan sonra şu anki adıyla Avrupa Ligi, sonunda kendinden beklenilen rolü oynamaya başladı. Takımların yalnızca evinde veya deplasmanda oynamak yerine, her takımla hem kendi evinde hem de deplasmanda mücadele ettiği daha dengeli bir grup aşaması kupaya daha büyük bir saygınlık kazandırmıştır. Ayrıca, son hafta 3. Tur mücadelesinde mükemmel bir performans sergileyen 16 takım turnuvanın olumlu bir görüntü kazanmasına yardımcı olmuştur.

    Çeyrek final kurası neticesinde sonucu şimdiden heyecanla beklenen eşleşmeler ortaya çıktı. Buna göre çeyrek finalde Hamburg ile Standard Liege, Fulham ile Wolfsburg, Valencia ile Atletico Madrid ve Benfica ile Liverpool takımlarının mücadelesine tanık olacağız. Turnuva şampiyonluğu için benim favorim Benfica (6/1). Ancak, benim için bir zamanlar nefes kesici olan bu turnuvanın tekrar eski kimliğine kavuştuğunu görmek hepsinden daha önemli.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Çin Süper Ligi'nin bu sene yaşadığı gibi bir sezon şimdiye kadar çok az ligde görülmüştür. Şike iddiaları, sonuçlarındaki tutarsızlıklar nedeniyle küme düşürülen takımlar ve tutuklanan ve görevlerinden alınan üst düzey kurum yöneticileri Ekim ayında sona eren 2009 CSL'den sonra neredeyse alışılmış bir hale gelmişti.

    Son maça kadar üç futbol kulübünün de ligi birinci sırada bitirebileceği sezonun son gününde şampiyonluk kupasını kaldıran takım Beijing Guoan oldu. Ancak, Çin Futbol Birliği başkanı Nan Yong'un yılbaşında başlatılan bir şike soruşturması kapsamında tutuklanması, Beijing’in şampiyonluğunu gölgeledi. Dahası Chengdu Blades ve Guangzhou Pharmaceutical takımları birinci ligden düşürüldü. Hatta ortada 2010 lig sezonunun gecikeceği ve hatta büyük ihtimalle iptal edileceği yönünde dedikodular dolaşıyordu.

    Ancak, neyse ki yaşanan olaylar son iki ay içerisinde iyiye gitmeye başladı. Gao Hongbo'nun takımı, Doğu Asya Şampiyonasında kazandığı zaferle önceki üç ay içerisinde Dünya Kupası finallerine katılma mücadelelerinde Japonya ve Güney Kore takımlarına karşı uğradığı hezimetin yaralarını bir nebze de olsa sarabildi. 2005 yılında da kupayı kaldıran Çin milli takımı için bu turnuvayı kazanmak yeni bir şey değildir. Ancak, Güney Asya kupasının kazanılmasından daha önemli olarak, takımın uzun yıllardır görülmeyen bir coşku ve kendine güvenle oynaması dünyanın bu en kalabalık ülkesinde futbol için umut vaat etmiştir. Bu başarının ardından, en azından ülkenin Asya Şampiyonlar Liginde mücadele eden kulüpleri açısından olumlu bir hava esmeye başlamıştır.

    Son yıllarda Çin kulüpleri kıta düzeyindeki mücadelelerinde zorlanıyordu ve 2006 yılından bu yana Çin'in hiçbir temsilcisi turnuvanın grup aşamalarını geçememişti. Ancak, ilk iki tur maçları sonunda Beijing takımı grubunda oldukça önemli bir avantaj yakalamış ve bunun yanı sıra hem Changchun Yatai, hem de Shandong Luneng takımları gruplardan çıkmak için göz dolduran bir mücadele sergilemiştir. Turnuvaya tarihinde ilk defa katılan Henan Jianye takımı bile oldukça zor bir grupta mücadele etmesine rağmen fena bir başlangıç yapmamıştır. Bu başarı, Çin Süper Liginin geç başlaması nedeniyle takımların performanslarının zirvesinden oldukça uzakta olmalarına rağmen kazanılmıştır. Ancak, Cuma gününden itibaren 16 takımın mücadele edeceği Çin 2010 birinci ligi, tarihinde olmadığı kadar ciddi bir şekilde başlayacaktır.

    Son sezonu ilk üç sırada bitiren Beijing, Changchun ve Henan takımları bu sene de favoriler arasında gösteriliyor, ancak bu takımların yanı sıra Shandong ve Shanghai Shenhua takımlarının da kupayı kaldırması olası görünüyor. Shanghai takımı, 2003 yılından bu yana şampiyonluk yüzü görmedi, bu nedenle eski parlak günlerine geri dönebilmek için uzun yılların deneyimine sahip olan, Hırvat teknik adam Miroslav Blazevic ile çalışma kararı aldı. Shandong takımı ise kulübe 2006 ve 2008 yıllarında lig şampiyonluğu kazandıran Sırp teknik adam Ljubisa Tumbakovic ile yollarını ayırarak, İran milli takımının eski teknik direktörü Branko Ivankovic ile anlaştı. Skandallar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelen Çin futbolu, başlamak üzere olan bu yeni ligle birlikte eskisinden daha güçlü bir hale gelme umutları taşıyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Brezilya'nın Londra'daki Emirates Stadyumunda İrlanda Cumhuriyeti'ni 2-0 mağlup ettiği bu hafta futbolcuların sergilediği performanslar sonrasında Brezilya Dünya Kupası kadrosuna girme mücadelesi iyice kızıştı. Ayrıca, bu yaz düzenlenecek finallere çağrılmayacak, artık yaşlanmış bir süper star göz kamaştırıcı kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiledi.

    Ronaldo Luis Nazario de Lima, daha yaygın bilindiği şekliyle Ronaldo, takımı Corinthians'ın geçen Perşembe gecesi Paulista Şampiyonasında Botafogo karşısında 1-1 berabere kaldığı maçta sahneye çıktı. Bu en son maç herkese eski Barcelonalı, Interli ve Real Madridli yıldızın ilk defa forma giydiği Sao Paulo kulübünün Itumbiara'yı 2-0 mağlup ettiği maçı anımsattı.

    Bazı yorumcular Ronaldo’nun ülkesine dönüşünü, futbolcunun kariyerinin resmi olarak sonuna geldiğinin bir işareti olarak değerlendirmiştir, ancak Ronaldo’nun son birkaç aydır istikrarlı olarak sergilediği akıl dolu futbol karşısında bu değerlendirmeler anlamını tamamen yitiriyor. Futbolcu, oynadığı 42 maçta 24 gol atmıştır. Ayrıca, 14 maçta toplam 10 gol kaydederek Corinthians'ın Paulista Şampiyonasını kazanmasında büyük rol oynamıştır. Ayrıca, Brezilya Kupasını kazanan takımın vazgeçilmez bir oyuncusu olmayı başarmış ve bu yıl takımının kıtanın en büyük kupalarından biri olan Copa Libertadores'e katılmasını sağlamıştır. Ayrıca, kulübün gelirlerini önemli ölçüde yükseltmiştir: bazı raporlar Corinthians’ın, 38 milyon $'lık sponsorluk gelirlerinin üçte birinden fazlasını bu futbolcuya borçlu olduğunu belirtmektedir.

    Sakatlıklarla mücadeleyle geçmesi dışında olağanüstü kariyeri boyunca birkaç defa dizinden ameliyat olan, 33 yaşında bir futbolcu için bir yıl içerisinde 42 maçta forma giymek bile tek başına oldukça etkileyicidir. Genç yaşta PSV Eindhoven ve Barcelona gibi takımlarda olağanüstü bir performans sergileyen Ronaldo, 1998 ve 2002 Dünya Kupaları arasında yalnızca 36 lig maçında (buna rağmen, Ronaldo kendine yakışır şekilde bu maçlarda toplam 24 gole imza atmıştır) forma giyebilmesine neden olacak ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya geldi. Güney Kore ve Japonya'da düzenlenen 2002 Dünya Kupası finallerinde Brezilya milli takımıyla küçük bir mucizeye imza atmış ve 32 yıl önce Gerd Muller'in performansından bu yana bir turnuvada sekiz gol kaydeden ilk futbolcu unvanını elde etmiş ve böylece futbol tarihindeki en inanılmaz geri dönüşlerden birini gerçekleştirmiştir.

    Modern çağın en büyük golcüsü mü? Belki. Marco van Basten'den sonra en büyük golcü mü? Kesinlikle. Hızı, dikine koşuları ve çalımları gibi Ronaldo’nun futbolunu övmek için çok sayıda neden mevcuttur, ancak Ronaldo'yu diğerlerinden ayıran özelliği istatistikleridir: 287 Avrupa maçında 217 lig golü, Brezilya milli takımında oynadığı 97 maçta 62 gol ve Dünya Kupası finallerinde 15 gol (şimdiye kadar hiçbir futbolcu bu rekoru geçemedi). Ve tüm bunları yüzünde hoş bir gülümsemeyle gerçekleştirebildi, bu da taraftarların ve takım arkadaşlarının neden bu futbolcuyu bu kadar sevdiklerini açıklamaya yetmektedir.

    Şampiyonlar Ligi ve Copa Libertadores şampiyonluğu dışında kariyeri boyunca yaşayamadığı önemli bir başarı kalmamıştır. Gerçi takımı Corinthians ile bu yıl Copa Libertadores'te bu özlemlerinden birini giderebilme şansına sahip. Ronaldo, 2011 yılına kadar futbol oynayacağını ve ardından emekli olacağını açıkladı. Bu futbolcuyu bu yaz Güney Afrika'da düzenlenecek olan Dünya Kupasında izleyemeyeceğiz. Gerçek şu ki böyle bir golcüyü bir daha asla izleyemeyeceğiz.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Son yirmi yıldır ilk defa Asya Kupasında hiçbir Güney Doğu Asya temsilcisini izleyemeyeceğiz. Tayland ve Singapur, Katar 2011 için son dakika şanslarını Tahran'da ve Amman'da rakiplerine yenilerek kullanamadı. Bu durum 46 üyeli Asya Futbol Konfederasyonunun 11 temsilcisini içeren ASEAN Futbol Federasyonu için olduğu kadar, Asya Kupasının bütünlüğü için de oldukça kötü olmuştur.

    Üyelerinden neredeyse dörtte biri AFC’nin en önemli turnuvasında temsil edilmeyecektir. Ayrıca, yarım milyar insanın yaşadığı bölgede insanların normalde izlemeye can atacağı bir turnuvayı destekleyecekleri hiçbir takım bulunmadığından tamamını göz ardı etmeleri de muhtemeldir.

    2007 yılında Vietnam'da düzenlenen en son Asya Kupasında ASEAN ülkelerinden Endonezya, Tayland ve Malezya milli takımlarını izlemiştik. O turnuvayla ilgili olarak, çeyrek finale çıkan ev sahibi Vietnam'ın futbolundan çok Endonezya'lı tarafların renkleri, sayıları ve tutkuları hatırlanmaktadır.

    O zaman bazı ASEAN takımlarının aldığı sonuçlar gelecek için umut verici gözüküyordu: Tayland daha sonra şampiyon olacak Irak'la 1-1 berabere kalmış, Vietnam Birleşik Arap Emirlikleri'ni 2-0 mağlup etmiş ve Katar'la 1-1 berabere kalmış ve Endonezya ise Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kore Cumhuriyeti’ne karşı kıl payı kaybetmiştir. Yalnızca Malezya gelecek için umut kırıcı bir performans göstermişti.

    Ancak, oluşmaya başlayan bu umutlar ASEAN ülkelerinin eleme turlarında gösterdiği performanslarla tamamen sönmüştür; Malezya ve Endonezya en başından beri zayıftı, Vietnam yalnızca ilk maçını kazanabildi ve daha sonra darmadağın oldu ve Tayland ise birkaç defa hayranlık uyandıran performans göstermesine karşın kendi evinde yeterince kazanamadı. Küçük bir ülke olan Singapur bu dökülen ülkeler arasındaki en iyi takıma sahip olmuş, Ürdün'ü evinde ve Tayland'ı deplasmanda yenerek boyundan büyük işlere imza atmıştır, ancak kaptanını kaybetmesi ve bazı talihsiz sakatlıklar ve cezalar nedeniyle başarısını devam ettirememiştir.

    Asya Kupası eleme turlarına katılan beş ASEAN takımından yalnızca Kaplanlar turnuvadan başları dik ayrılabildi. Bu göz ardı edilemeyecek felaket belki de ASEAN Futbol Federasyonu içerisinde Avustralya'nın tam üye olarak kabul edilmesi çabalarının neden hızlandırıldığını açıklayabilir. Gelecekte de Asya Kupalarına takım çıkartılamaması durumunda bölgedeki futbol açısından politik ve ekonomik bir felaket yaşanabilir.

    Buna karşılık ASEAN yetkililerinin AFC'ye karşı gösterdikleri tepkiler de son derece haklıdır, çünkü AFC ikinci düzey bir ulusal yarışma olan AFC Kupasını Asya Kupası için bir arka kapı olarak kullanmaya başlamış ve böylece “gelişmiş birlikler” ve “gelişmekte olan birlikler” kupaya kolayca katılabilir hale gelmiştir. Bu pragmatik kurallar nedeniyle, normalde Asya Kupası eleme maçlarının zorlayıcı koşullarında turnuvaya kolayca veda edebilecek takımlar olan 2008 şampiyonu Hindistan ve 2010 şampiyonu Kuzey Kore turnuvaya doğrudan katılabilmiştir. Karar verme süreci adil ve dengeli değildir ve bu nedenle mutlaka yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

    Ancak, tüm bunlar ASEAN'ın AFC içerisinde futbol olarak gelişme ve ileri hamle yapma eksikliklerini de mazur görmemektedir. Katar 2011'de temsil edilmeyecek olmaları ASEAN'ı ciddi şekilde utandırmıştır, bu nedenle bu tür olayların bir daha gerçekleşmemesi için ciddi önlemler alınacağı kesindir. Her zaman dik durabilmenin önemi Asyalı olmanın bir karakteridir. Ancak, ASEAN futbolunun bu yılki başarısızlığı sonunda bölgeye başarı getirmesi açısından hayırlı olmuş da olabilir.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Bu şimdiye kadar gördüğünüz en heyecan verici Avrupa sezonu mu? Bu gerçekten bir bloga başlamak için oldukça ilginç bir soru; birincisi heyecanı neye göre ölçeceksiniz, ikincisi Avrupa sezonu ne anlama geliyor? Ancak, beni dinledikten sonra eminim, siz de söylediklerime hak vereceksiniz.

    Avrupa liglerinin bitmesine yalnızca iki ay kalmasına rağmen, çok şükür hem normal taraftarlar hem de fanatikler için Avrupa'nın beş önemli liginde de ayrı ayrı açık ve heyecanlı şampiyonluk mücadeleleri devam ediyor. Normal şartlarda şimdiye kadar bu Beş Büyük ligden (yani İngiliz Premier League, İspanyol Liga, İtalyan Serie A, Alman Bundesliga ve Fransız Ligue 1) en azından birinde şampiyonun belli olması gerekirdi. Ancak bu sezon bu beş ülkede de şampiyonluk mücadeleleri halen kıran kırana devam ediyor.

    En son hafta oynanan maçlar durumun tahmin edilemeyeceğini bir kere daha gösterdi. İngiltere'de Manchester United, 1-0'lık Wolves galibiyetiyle puan cetvelinde zirveye çıkarken Arsenal, Burnley'i 3-1'lik skorla yenmesine rağmen liderin iki puan gerisinde kaldı. FA Kupası nedeniyle bu haftayı maç oynamadan kapatan Chelsea ise bu iki takım arasında kaldı.

    İspanya'da uzatma dakikalarında attığı golle Sevilla'yı 3-2 mağlup etmeyi başaran Real Madrid liderliğe yükseldi. Takımı 2-0 gerideyken sahneye çıkan Cristiano Ronaldo, Real'i ateşleyen isim oldu ve Galactico'ların (2.0) bu sezon evlerindeki %100’lük galibiyet rekorunu (13 karşılaşmada 13 galibiyet ile) sürdürmesini sağladı. Barcelona, Almeria (2-2) karşısında puan kaybetti ve böylece oynanan 25 maç neticesinde ilk iki sırayı 62 puanlı iki takım paylaşmış oldu. Bu arada Barcelona, ligi yalnızca +2 gol averajıyla önde götürüyor.

    Serie A'da Inter ve AC Milan bu hafta rakipleri Genoa ve Roma karşısında golsüz berabere kaldı ve böylece aynı şehrin bu iki takımı arasındaki dört puanlık fark korunmuş oldu. Oysa ki 24 Ocak tarihinde Jose Mourinho’nun Nerazzurri'si Leonardo’nun Rossoneri'sini 2-0 yendiğinde Scudetto'nun sahibinin belirlendiği düşünülmüştü, ancak Milan son dört maçının üçünü kazanarak yarışta hala var olduğunu gösterdi.

    Bayern Munich, Schalke ve Bayer Leverkusen takımlarının yalnızca üç puanla birbirlerinden ayrıldığı Almanya'da durum daha da karışık gözüküyor. Sınırın öteki tarafındaki Fransa'da ise Bordeaux ve Montpellier takımları Pazar akşamı 1-1 berabere kalmış ve ilk iki sıra 52 puanlı bu iki takım arasında paylaşılmaya devam etmiştir (gerçi son şampiyon Bordeaux'nun bir maç eksiği bulunuyor).

    Böylesine heyecanlı bir sezon finaline doğru, beş önemli futbol ligindeki bahis olanakları da devam ediyor. Favorilerden dördünün, yani Barcelona, Bordeaux, Bayern Munich ve Inter'in bahis oranları oldukça düşük (2.00'ın altında) olmasına rağmen, AC Milan (4.00) ve Schalke (8.50) takımlarının bahis oranları, yüksek kazanç elde etmek isteyen bahis severleri cezp ediyor.

    Arkadaşlar, bence bahis oynamanın tam zamanı: bu beş büyük ligdeki benim tercihlerim şu şekilde; Bayern (1.25), Inter (1.30), Bordeaux (1.50), Real Madrid (1.90) ve Manchester United (2.30). Bu takımların bazıları birçok bahisçi için çok düşük oranlara sahip olabilir, ancak bahisler birleştirildiğinde 11.00 ve 12.00 gibi bir oran elde edilebilmektedir.

    Bunlar da oldukça yüksek oranlardır. Unutmayın, bahis tam da bu noktada karar verme işidir.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Belirli bir yaşın üzerindeki herhangi bir Malezyalı futbolseverle sohbet ettiğinizde size ülkenin kıta futbolunda söz sahibi olduğu yılları mutlulukla anlatacaktır. O kişi mutlaka Santok Singh ve Mokhtar Dari gibi isimlerden bahsedecek ve milli takımın 1972 yılında Münih Olimpiyatlarına katılmasını hatırlayıp, iç geçirecektir. Konuşma daha sonra milli takımlarının bir zamanlar Japonya'yı rahatlıkla yenebildiğine gelecektir, ancak kısa bir süre sonra pişmanlık ve umutsuzlukla bir zamanların muhteşem futbolunun artık çok gerilerde kaldığından bahsedilecektir. 1970'li yıllarda Malezya milli takımını desteklemek çok kolaydı. Bunu 2010 yılında ne Malezya, ne de Güney Doğu Asya'daki başka herhangi bir ülke için söyleyemiyoruz.

    2011 Asya Kupası finallerine katılma turları geçen hafta tamamlandı ve turnuvanın 55 yıllık tarihinde üçüncü defa hiçbir Güney Doğu Asya takımı finallere kalamadı. Kabul edilmesi gerekir, bölge şimdiye kadar kıta şampiyonasının son 14 yıllık tarihinde hiç şampiyon çıkaramadı, ancak Güney Doğu Asya takımlarının şu andakinden daha iyi bir konumda olmayı hak ettiği de bir gerçektir. Endonezya gibi Malezya'nın da finallere katılma umutları uzun süre önce buharlaştı, oysaki Güney Doğu Asya şampiyonu Vietnam, Çin ve Suriye karşısında biraz da olsa varlık gösterebilmişti.Tayland ve Singapur en azından elemelerin finallerine katılabilmiş ve final umutlarını son aşamaya kadar sürdürebilmiştir, ancak bu takımlar da umutlarını İran ve Ürdün'e karşı kaybetti.

    1988 tarihinden bu yana ilk defa ve turnuva tarihinde üçüncü defa bölge bu yıl 1964 yılında olduğu gibi kıta şampiyonasında temsil edilmeyecek. Buna karşılık, bazı hafifletici nedenler de yok değil; Asya'daki orta düzey milli takımların finallere katılabilmeleri turnuvanın bugünkü yapısında çok daha zor bir hale gelmiştir.

    AFC, en son düzenlenen turnuvadan itibaren yalnızca 2007 şampiyonlarının değil, aynı zamanda ikinci ve üçüncülerinin de bir sonraki finallere otomatik olarak katılmasına karar vermiştir.Bu kararın neticesinde şampiyon Güney Kore ve takipçileri Irak ve Suudi Arabistan da 2011 şampiyonasına doğrudan katılabilecektir. Turnuvada ayrıca ev sahibi Katar'a ve biraz garip olsa da AFC Kupası'nın 2008 ve 2010 şampiyonlarına da doğrudan katılma hakkı verildikten sonra, elemeler için geriye yalnızca 10 takım kalmıştır. Dörder takımdan oluşan beş grup oluşturulmuş ve her grubu ilk iki sırada bitiren takımlar finallere katılmaya hak kazanmıştır, ancak beş Güney Doğu Asya takımından hiçbiri ilgili eleme gruplarında ilk ikiye kalacak kadar iyi bir performans gösterememiştir.

    Bu durumun medyada yoğun şekilde eleştirileceği ve teknik direktörlerin istifaya davet edileceği kesindir. Ancak belki de birkaç yıl, hatta bazı ülkelerde on yıldan fazla süren kötü yönetimin faturasının artık yöneticilere çıkartılmasının zamanı gelmedi mi?

    Bölgede çok büyük bir profesyonellik eksikliği bulunmaktadır. Brisbane'de Avustralya karşısında alınan hezimetten önce Endonezya milli takım oyuncularının kendi vize masraflarını ödemek zorunda kaldığı yazılmıştır. Bu, önemsiz bir konu olabilir ancak amatörlük kokan sistem problemlerinin mevcut olduğunu göstermek için de yeterli bir örnektir. Son yirmi yıldır bölgeyle ilgili olarak çalışan kişiler tarafından sürekli olarak bu tür hikayeler anlatılmaktadır. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler profesyonellik adına büyük adımlar atmasına rağmen, Güney Doğu Asya futbolu hala 1970'li yıllardaki gibi yönetilmektedir. Problem de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Asya futbolunun önde gelen ülkeleri büyük mesafeler kat etmekte ve Güney Doğu Asya ülkeleri yalnızca takip etmeye çalışmaktadır. Ancak, bu ülkeler geçmişin parlak günlerinden büyük bir mutlulukla bahsetmeye devam ettikçe, aradaki bu farkın her geçen gün daha da açılacağı aşikardır.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Benim yaşımdaki insanların içinde bulunduğu futbol çelişkisini şu cümle özetleyebilir; ‘İyi Futbol’ büyük ölçüde Brezilya'nın dünyanın bu en popüler sporunu yorumlama biçimi olarak tanımlanır, ancak 30'lu yaşlarının başlarında olanlar arasında Brezilya'nın savunma oyuncularının hücum oyuncularından daha az etkileyici olduğu tartışılmaktadır, biz ise neler olduğunun farkına varacak kadar yaşlıyız.

    1986 Dünya Kupası ilk hatırladığım dünya kupasıdır (bu arada Zico, Falcao, Socrates ve Cerezo'nun forma giydiği, muhteşem 1982 Brezilya kadrosunu hatırlayabilseydim olayları farklı şekilde görebileceğimi de kabul ediyorum) ve geriye dönüp baktığımda muhteşem orta saha oyuncusu Julio Cesar o zamandan aklımda kalan oyuncudur. Dinamo gibi çalışan sağ bek Josimar ve zeki santrafor Antonio Careca'nın da forma giydiği takımda “Defansın Rolls Royce'u” lakaplı Julio Cesar kesinlikle takımın en iyisiydi.

    O finallerde Cesar'ı kimse geçemedi, ancak hala bu oyuncunun dünyanın önde gelen kulüplerinde neden bu kadar geç oynamaya başladığını (1990 yılında Juventus'a imza atmıştır) anlayamıyorum. Fransa birinci ligi takımlarından Montpellier'den Julio Cesar'ın takım arkadaşı olan ve 1988 yılında Yılın Fransız Futbolcusu seçilen, uluslararası üne sahip Fransız forvet oyuncusu Stephane Paille, Julio Cesar'ın karşılaştığı en iyi defans oyuncusu olduğunu söylemiştir. Paille iç çekerek “Ondan 9-10 metre önde olsanız bile size yetişebilirdi” ifadesini kullanmıştır.

    Takımı, Olympique de Marseille'nın üç sene üst üste lig şampiyonu olmasında ve 1991 Avrupa Kupası finali oynamasında büyük katkıları olan Carlos Mozer, 1990 Dünya Kupasında oyunlarda şimdiye kadarki en iyi defans oyuncularından biri olduğu kabul edilmektedir. Benfica'da yıldızı parlayan Ricardo Gomes de Mozer gibi savunmanın dikkat çeken isimlerden biri olmuştur. 1966 yılından sonra ilk defa çeyrek finallerden önce evine dönmek zorunda kalan Brezilya takımında hiçbir oyuncu Mozer ve Gomes kadar iyi oynayamadı ve hatta bu iki oyuncu Sebastiao Lazaroni’nin mücadeleci takımındaki herkesten daha iyi performans sergiledi.

    1994 yılında Romario'nun bitirici vuruşları (iki tanesi uzatma dakikalarında olmak üzere beş gol kaydetmiştir) ve çelik kadar sağlam defansı sayesinde Brezilya dördüncü Dünya Kupası zaferine ulaşmıştır. Gomes'in finallerde takımın kaptanı olması bekleniyordu, ancak ilk maçtan önce sakatlık nedeniyle takımdan ayrılmak zorunda kaldı ve yerini Ricardo Rocha'ya bıraktı. Ancak Brezilya'nın defanstaki gücünü gösterir derecede Marcio Santos turnuvanın en iyi defans oyuncularından biri olarak öne çıkmış ve Serie A'nın dünyanın en iyi ligi olarak kabul edildiği bir dönemde Roma takımında 400'den fazla kez forma giyen Aldair de unutulmaz bir performans sergilemiştir. Aldair ayrıca 1998'de de Brezilya'nın en iyi oynayan oyuncularından biri olmuştur ve hatta birçok futbolsever Junior Baiano ile birlikte oynadığından her zaman iki kişilik oynamak zorunda kaldığını düşünmüştür.

    Bunlardan bahsediyorum, çünkü Brezilya'nın 2002 yılındaki beşinci Dünya Kupası zaferinin mimarlarından biri olan Lucio'nun geçen haftaki performansı, Brezilya defansının bu yaz Güney Afrika'da düzenlenecek kupada emin ellerde olduğunu göstermiştir. 88 defa sahaya kaptan çıkan Lucio, Şampiyonlar Ligi'nin ikinci turunun ilk ayağında San Siro'da Inter'in Chelsea'yi 2-1 yendiği maçta muhteşem oynadı: rakiplerini sürekli olarak hata yapmaya zorladı, zamanında hamleler yaptı, topu defans dışına taşıdı ve devamlı olarak boştaki takım arkadaşlarını gördü. Çökmüş omuzları ve ince ve uzun kollarıyla yaşlı bir adama benzese de Lucio kesinlikle yaşlı bir oyuncu gibi oynamıyor. Bu sezon izlediğim en iyi kişisel defans performansını sergilediğini söyleyebilirim.

    Bu nedenle, insanların Brezilya efsanesinden bahsederken neden defansına takıldığını anlayamıyorum. ‘İyi Futbol’ adına Pele'nin çalımlarını ve Zico'nun freekick'lerini görmüş benim yaşımdaki insanlar için Lucio'nun performansı oldukça yeterli gözüküyor.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Wellington Phoenix, adını çok fazla duyduğunuz bir takım değil belki ama çok yakında hakkında daha fazla haber almaya başlayacaksınız. Avustralya A Ligi’ndeki Yeni Zelanda temsilcisi altı takımlı final serilerindeki yerini aldı ve 7 Mart’ta Newcastle Jets’i yenebilirse büyük finalde Melbourne Victory veya Sydney FC ile karşılaşacak. (Evet, Avustralya, Planet Football’da ipi göğüsleyene dayanan şampiyonası olmayan durgun sulardan bir tanesi.) Ancak Phoenix’i önemli kılan bu değil.
    Phoenix ve Avustralya-Asya futbolunun zirvesine önlenemez yükselişi hakkında olağanüstü olan, Asya Futbol konfederasyonu başkanı Mohamed bin Hammam’a göre 2012 yılında takımın artık varolmayacağıdır. Görüldüğü üzere, Başkan, AFK’nin parçası olmayan bir yerden gelen kulüp fikrinden hoşlanmamıştır. Singapur’un S-Ligi’ndeki yabancı taraflar ise göz ardı ediliyor. AFK’nin tutarlı olmadığı açıktır.

    Bu doğrultuda Bin Hammam Phoenix’in sahiplerinden ve Avustralya Futbol Federasyonu’ndan kulübü verilen son tarihe kadar tamamen “Avustralya kuruluşu” olarak kayıt ettirmelerini istedi, aksi halde A-Ligi takımlarının Asya Şampiyonlar Ligi’nden ihraç edileceğini belirtti. 
    2012 planı altında Yeni Zelandalı oyuncular yabancı statüsünde sayılacak ve takımın çoğunluğu Avustralyalı oyunculardan oluşacak. Ancak şu anda oran bunun tam tersidir.
    Beklendiği üzere, Phoenix’in üst düzey yöneticileri bu durumu umursamıyor ve haklılar da. 2009/10’da Phoenix, geleneksel taraftar kalesi Melbourne dışında ligin en çok taraftar çeken takımı oldu ve sezona eksik olan heyecan ve enerjiyi getirdi. Bu nedenle kulüp, AFF’den kendilerini ve ligin geleceğine yaptıkları yatırımı korumaya yönelik isteklerinde haklıdır.  

    İdareci Tony Pignata “AFK bizi A-Ligi’nden çıkarmak istiyor ancak biz, geleceğimizi bilmek istediğimiz bir aşamadayız ve cevaplara ihtiyacımız var,” diyor. “2011’den sonra nerede durduğumuzu bilmemiz gerekiyor, çünkü geleceğimizi bilmeden oyuncuları ve sponsorları tutmak çok zor.

    “Her şeyden önce 2011’den itibaren 10 yıllık A-Ligi lisansı istiyoruz. Bu sezonki başarımızdan sonra bunu hak ettiğimizi düşünüyorum.”

    Katılmadan edemiyorum. Phoenix olmadan A-Ligi’nin beşinci sezonu tam anlamıyla bir felaket olurdu. AFF biraz irade göstererek Kiwi kulübünü desteklemelidir. AFK güçlü bir konfederasyon istiyorsa, Yeni Zelanda’da güçlü futbol takipçilerinin Avustralya futbolunu destekleyip geliştireceğinin farkına varmalıdır. Ancak, Yeni Zelanda’nın çoğunluğu Phoenix oyuncularından oluşan bir takımla Bahreyn’e mal olacak şekilde Dünya Kupası’na katılması, gözlerini döndürdü ve ateş püskürmelerine yol açtı.   AFF’nin şu anki açık sorunu, Avustralya 2018/2022 teklifini desteklemeleri amacıyla FIFA yönetim kurulunun önemli Asyalı üyelerini pohpohlamaya çalışmasıdır. AFK’nin üyelerine kafa tutmak ve bürokratik tehditler karşısında adalet istemek pek “Asya tarzı” değil.
    Ancak biraz kaba da olsa, kim takar? Avustralya AFK’ye katıldığında Hammam’a teşekkür borçluydu, ancak bu borç ebedi değil. Geçtiğimiz günlerde gördüğümüz üzere AFK’nin Katarlı başkanı Katar 2022 teklifinin arkasına ağırlığını koyma konusunda hiç huzursuzluk hissetmedi – tarafsız olması gereken bir durum için çok çirkin bir tutum. Şimdi Avustralyalılar ona nasıl sadakat göstersin? Her şekilde Avustralya’nın ne kadar AFK’ye ihtiyacı varsa, AFK’nin de ciddi bir marjla en üst seviyedeki ülke olan Avustralya’ya o kadar ihtiyacı vardır. Avustralya olmadan, mevcut dört otomatik Dünya Kupası noktası kesinlikle kırılgan olacak ve Asya beş tane takıma sahip olma zevkinden mahrum kalacaktır.   Avustralya ve Yeni Zelanda birlikte pek çok önemli mücadeleye katıldı ve ulusal takımları 1922’den bu yana 60’tan fazla kafa kafaya oyunda bir araya geldi.  Sadece bu nedenle bile AFF’nin, suyun diğer tarafındaki dostlarına şu anda gösterdiğinden daha fazla çaba ve bağlılık borcu vardır. Hele ki, Phoenix’in durumu göz önünde bulundurulduğunda bu çaba ve bağlılık kutsal bir görev halini almaktadır.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Bu hafta Dünya Kupası start alıyor. Tabii ki turnuvanın kendisi değil! Mart ayının ilk haftasında oynanacak dostluk maçlarıyla finallere geri sayım başlayacak.

    Bazı ülkelerde pivot mevkiler için oyuncular belirlendi bile. Fransız menajer Raymond Domenech, Çarşamba günü Stade de France'da Avrupa şampiyonu İspanya'ya karşı Les Bleus fikstürünü açıkladı. Bu açıklama Güney Afrika'daki finaller için 23 kişilik milli takım kadrosuna son şeklini vereceği tarih olarak bilindiğinden, geçen Perşembe günü heyecanlı bir şekilde beklenmişti. Form iniş ve çıkışları ve sakatlıklar nedeniyle kadrolardan bazı oyuncuların çıkartılması veya yeni oyuncular eklenmesi için hala zaman var, ancak Bordeaux'un orta saha oyuncusu Michael Ciani, Marseille'lı orta saha oyuncusu Bruno Cheyrou (bu iki oyuncu ilk seçilen oyunculardır) ve Cheyrou'nun Marseille'dan takım arkadaşı Hatem Ben Arfa'nın (son zamanlarda düşen formuyla dikkat çekmektedir) bu hafta milli takıma çağrılmayacağı açıklanan Philippe Mexes ve Patrick Vieira'dan çok daha kendinden emin bir şekilde oynayacakları kesin.

    Bu haftanın fikstüründe heyecanlı ve ilginç maçlar bulunuyor. Arjantin, Münih'te Almanya'ya karşı iyi bir performans sergileyebilecek mi, Londra'da Emirates Stadyumunda İrlanda Cumhuriyeti ile karşı karşıya gelecek Brezilya nihayet sol bek problemini çözdü mü ve İspanya Paris'te Dominik Cumhuriyeti'ne karşı rahat kazanabilecek mi, bunların hepsi merak konusu, ancak merak edilmeyen tek şey sonuçlar.

    Hiç şansınız yok. Bir önceki Dünya Kupası finallerine baktığınızda takımların son birkaç dostluk maçındaki performanslarıyla turnuvadaki performansları arasında herhangi bir benzerlik olmadığını göreceksiniz.

    1998 Dünya Kupasının hazırlıklarında şans eseri Fransa'da bulunuyordum, ancak hazırlık maçlarında takımın birkaç ay sonra dünyayı kasıp kavuracağına ilişkin çok az işaret görebilmiştim. Şubat ayında Marsilya'da Norveç'le 3-3 berabere biten maçı hatırlıyorum. Zinedine Zidane takip eden sekiz yıl boyunca konuşulacak performansına dair ipuçları veriyordu, ancak Aime Jacquet'in özenle seçtiği geri dörtlü adeta birbirine yabancı gibi oynuyordu (bu oyunculardan üçü Dünya Kupası zaferinin mimarı olan defansta değişmeden yer almıştır). Bir ay sonra Moskova'da oynanan bir dostluk maçında kaleci Lionel Letizi'nin topu ıskalamasıyla Rusya rahatça öne geçmiş ve geriye kalan 88 dakikada Fransa birkaç cılız atak dışında varlık gösterememişti.

    Dört yıl sonra Brezilya'nın hazırlık dönemi de benzer şekilde etkileyici olmaktan çok uzaktı. İzlanda, Malezya ve Katalonya XI'e karşı alınan galibiyetler Luiz Felipe Scolari'nin kontrolü elinde bulundurmadığı ile ilgili eleştirileri giderememişti, ancak tüm bunlar Brezilya’nın Güney Kore ve Japonya'da düzenlenen dünya kupasında gülen taraf olmasını etkilemedi.

    Bahis açısından bakıldığında bu haftanın önerisi çok açık: Dünya Kupasını kazanacağını tahmin ettiğiniz takımların dostluk maçlarındaki oranlarına bakın ve ardından maçları takip edin. Oranlar yukarı doğru çıkıyorsa, bahislerinizi oynayın.  Bu hafta finaller öncesinde değerli bilgiler edinebileceğiniz birkaç haftadan biridir.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Her konuda anlaşıldı ve sözleşme üzerindeki imza kurudu bile; Japon orta sahasının altın jenerasyonunun son temsilcisi Shunsuke Nakamura tekrar J Ligine döndü.

    Wolfsburg’lu Makoto Hasebe ve Grenoble'lı Daisuke Matsui gibi diğer Japon orta saha oyuncuları Avrupa'da kalmasına rağmen, Nakamura’nın dönüşü bir dönemin sona erdiğini gösteriyor.

    Eve dönüp, kramponlarını duvara asan 31 yaşındaki oyuncu ülkesinin uluslararası oyunlarda etkili olmasını sağlayabilecek oyuncuların sonuncusuydu.

    Oysa ki final maçında 1-0'lık Suudi Arabistan galibiyetiyle Asya Kupası şampiyonluğunu kazandıktan sonra Sydney'deki Olimpiyat Oyunlarında çeyrek finale çıkan Japonya için her şey milenyumun başlarında çok daha farklı görünüyordu.

    Tabii ki tüm bunlar yalnızca tahminden ibarettir ve Nakamura’nın Yokohama F Marinos'a dönüşü ise bu tahminleri biraz da olsa kuvvetlendirmektedir.

    Fransız teknik adam Philippe Troussier her turnuvada sonucu kendi lehine çevirebilecek orta saha oyuncularına sahipti.

    Sydney'de Japon futbolu için marka haline gelen Nakamura ve Hidetoshi Nakata'ya ek olarak gelecek vaat eden Junichi Inamoto da milli takım kadrosunda bulunmaktaydı.

    Lübnan'da oynanan Asya Kupası için Nakata, AS Roma'ya verdiği sözler nedeniyle forma giymemiştir ve yerine sakatlığı nedeniyle Olimpiyatlarda yer almayan Shinji Ono oynamıştır.

    Bu dörtlü oldukça yetenekliydi ve Asya futbolunun şimdiye kadar gördüğü en sağlam orta sahayı oluşturacağa benziyordu. Ancak, üzerinden 10 yıl geçtikten sonra tüm bu potansiyel büyük oranda yok olmuş gibi gözüküyor.

    Bilindiği gibi Nakata uzun bir süre önce ayrıldı: Almanya'da düzenlenen 2006 Dünya Kupasında Brezilya'ya karşı yaşanan 4-1'lik hezimetin ardından henüz 29 yaşında futbolu bırakmasına rağmen hala Japonya'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu olarak gösterilmektedir.

    Yetenekli, çalışkan ve akıllı olduğu kadar henüz 20'li yaşların başında İtalya'ya transfer olacak kadar cesaretliydi. Serie A'da Roma takımıyla 2001 yılında Scudetto Kupasını ve bir yıl sonra Parma ile İtalya Kupasını kazanmıştır.

    Futbolu bırakması, Japon futbolu için Haziran ayında Güney Afrika'da düzenlenecek Dünya Kupasına kadar devam etmesi beklenen bir düşüşü tetiklemiştir.

    Son birkaç ay içerisinde bazı önemli futbolcular Avrupa'daki kariyerlerini sona erdirmiştir. Bu hafta Nakamura’nın ses getiren geri dönüşünden önce halihazırda Ono ve Inamoto sırasıyla J Ligi takımlarından Shimizu S-Pulse ve Kawasaki Frontale'e imza atmıştır.

    Motivasyon oldukça açıktır: bu üç futbolcu da Takeshi Okada’nın Dünya Kupası kadrosunda yer almak istemektedir.

    Oldukça yetenekli bir futbolcu olmasına rağmen Nakamura'nın kadroya girmesinin önünde birkaç problem bulunmaktadır. Inamoto ise büyük ihtimalle en azından 23 kişilik kadroya girebilecektir.

    Tartışmasız ülkenin en yetenekli oyuncusu olarak gösterilen Ono'nun ise milli takım kadrosuna girebilmek için 6 Mart'ta start alacak sezonun ilk haftalarında çok çalışması gerekecektir.

    Japon milli takımının gerçekten yürekten istediği şey Nakata’dır. Nakata'nın motivasyonu, hedefleri ve liderliği her zaman Japonlara tüm güçlüklere karşı savaşma azmi veriyordu.

    Ancak, Japonya bu motivasyonunu kaybetti ve Güney Afrika'da başarı umutları oldukça azaldı.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Çakılı defans konusu futbolda oldukça revaçta bir konudur. “Inverting The Pyramid: A History of Football Tactics” kitabının yazarı Jonathan Wilson geçen sene Yılın En İyi Futbol Kitabı ödülünü kazanmıştır ve son birkaç Dünya Kupası finallerini en iyi çakılı defans oyuncularına sahip takımların kazandığını iddia etmektedir.

    Yazarın bahsettiği futbolcular 1998'de Lilian Thuram ve Bixente Lizarazu, 2002'de Cafu ve Roberto Carlos ve son olarak 2006'da Gianluca Zambrotta ve Fabio Grosso’dur. Bu konuda hiç kimsenin bir itirazı olamaz. En iyi çakılı defans oyuncularına sahip takımlar kupayı evlerine götürüyorlar.

    Beni düzenli olarak takip edenler şu anda Brezilya takımından memnun olmadığımı bilirler. Duna'nın 11 Temmuz tarihinde Johannesburg'de kazanan menajer olmayacağına iddiaya girerim, ancak öte yandan Brezilyalılar en iyi iki sağ defans oyuncusuna sahipler. Dani Alves, son birkaç sezondur La Liga taraftarlarını muhteşem hamleleriyle büyülüyor ve Pep Guardiola'nın tamamen hücuma yönelik Barcelona takımında defansta bir sigorta görevi görüyor. Inter takımında oynayan Maicon ise Cruzeiro takımından Avrupa’ya transfer olduğu ilk takım olan Manoca'da sabit, ancak riske girmeyen bir sağ bek olarak izlediğimden bu yana, son beş altı sezonda gösterdiği müthiş ilerlemeyle kesinlikle Serie A'nın en iyi defans oyuncularından bir tanesidir.

    Wilson'un teorisinin gerçekleşebilmesi için diğer kanatta da üst sınıf bir defans oyuncusunun bulunması gerekir. Ancak, Brezilya bu şartı sağlayamıyor..

    Roberto Carlos, dört sene önce Almanya'da düzenlenen Dünya Kupasından sonra uluslararası futbol yaşamını sonlandırdığından bu yana Dunga yarım düzineden fazla adaya şans vermiştir. Marcelo, Juan, Kleber, Andre Santos, Fabio Aurelio ve Michel Bastos şanslarını kullanmış, ancak hiçbiri tartışmayı sonlandıracak kadar iyi bir performans gösterememiştir.

    Şu anda bulunduğumuz yerdeyiz ve finallere yalnızca dört ay kalmasına karşın 15 Haziran tarihinde Kuzey Kore'ye karşı Brezilya milli takımının hangi dizilişte sahaya çıkacağı henüz belli değil. Bazıları Roberto Carlos'un tekrar milli takıma çağrılması gerektiğini söylüyor. Bazıları ise Dani Alves'in geçen yaz Konfederasyonlar Kupası’nda olduğu gibi sağdan sola alınmasını öneriyor.

    Dunga'nın yerinde olsam ikinci alternatifi tercih ederdim. Aslında, Nisan ayında 37 yaşına girecek bir futbolcu ile mevkisi dışında oynayacak bir futbolcu arasında seçim yapılması gerekmesi durumun ciddiyetini tamamen gözler önüne seriyor.

    Wilson'a geri dönecek olursak, Dünya Kupası finallerindeki bahislerinizi şekillendirmek için çakılı defans teorisini kullanmak istiyorsanız geriye destekleyebileceğiniz yalnızca iki takım kalıyor. Fransa ve İngiltere Bakary Sagna, Glen Johnson, Patrice Evra ve Ashley Cole olmak üzere dünyanın en iyi liglerinde oynayan, çok iyi defans oyuncularına sahipler. Hem İngiltere, hem Fransa defanslarının sağında çok iyi oyunculara sahip. Aynı durum bu iki takımın defanslarının solu için de geçerli.

    Cole ve Evra, Dunga'nın yalnızca hayal edebildiği seçenekler. Wilson haklıysa, defansa düşen büyük görev Brezilya'yı zorlayacaktır.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Yeni FIFA dünya sıralaması yayınlandı. Asyalı futbolseverler için en çok dikkati çeken takımlar, inanılmaz şekilde 25 basamak birden yükselerek 105. sıraya çıkan ve tarihinde ilk defa bu düzeye çıkan Yemen ile 17 basamak birden sıçrayarak 168. sıraya oturan Tacikistan olmuştur. Ancak, bu ülkeler henüz en iyi 100 içerisinde yer almıyor. En çok ilgiyi gören ilk 100 takım içerisinde ise en çok ilerlemeyi kaydeden Tayland, atladığı yedi basamakla 98. sıraya yükselerek, Haziran 2008 tarihinden bu yana ilk defa bu listeye girmeyi başarmıştır.

    Ocak ayında Fildişi Sahili, Singapur'u yenmiş, Ürdün'le berabere kalmış ve Polonya'ya kaybetmiştir Haklarında yazılacak fazla bir şey yok, ancak 2011 Asya Kupası için mücadele etmeye devam ediyorlar (3 Mart'ta İran'ı mutlaka Tahran'da yenmeleri gerekiyor). Hızla düşen Endonezya'nın (16 basamak birden düşerek 105. sıraya gerilemiştir) bu kadar bile şansı kalmamıştır. Endonezyalılar 2009 yılında tek bir maç bile kazanamamıştır (gerçi çok az maç oynadılar) ve geçen ay Jakarta'da Umman'a karşı yenilerek Asya Kupası ümitlerini tamamen kaybetmiştir.

    Taylandlılar, teknik direktör konusunda büyük düşünmenin (önce Peter Reid, şimdi ise Bryan Robson) avantajlarından yararlanırken, Endonezyalılar bu konudaki hatalarının bedelini ödemektedir. Benny Dollo, önümüzdeki ay Avustralya'nın Brisbane şehrinde sahaya çıktığında çok büyük ihtimalle Merah Putih'i son defa yönetecektir.

    Endonezyalılar 2005 yılının Ekim ayından bu yana ilk 100 içerisine yer alamamıştır ve Aralık 2006'da 153. sıraya kadar gerilemiştir. 2008 yılının Aralık ayındaki 4-0'lık Kamboçya galibiyetinden sonra tek bir maçını bile kazanamamıştır. Endonezya’nın nüfusu ve potansiyeli dikkate alındığında ülkenin sıralamadaki yeri gerçekten gurur kırıcıdır.

    Endonezya 2022 Dünya Kupası adaylığının arkasındaki isimler devam kararı almıştır, ancak hayal kurmaktan başka bir şey yapmadıkları aşikardır.

    Buna karşılık, Endonezya'nın Asya Şampiyonlar Ligi’ne Persipura Jayapura takımıyla katılması ve playofflarda Sriwijaya'nın Singapore Armed Forces FC'yi yenememesi halinde bir takımla daha temsil edilmesi şaşırtıcıdır. Ne yazık ki Tayland hiçbir takımla temsil edilmeyecektir, çünkü Tayland Birinci Liginin güçlü takımı Muangthong United, playoff final maçını penaltılarla SAFFC'ye kaybetmiştir.

    Bu tüm yönlerden oldukça heyecanlı bir maçtı. Eski ESPN meslektaşım Antony Sutton bu maçtaydı ve o günü “Jakarta Dosyası” blogunda “Güneydoğu Asya futbolu için büyük reklam… futbol maçları her şeyi içeriyor. Sonuna kadar heyecanlı bekleyiş, fırsatlar, güzel kurtarışlar, deplasman taraftarı, tartışmalar. Gol haricinde her şey var.”

    Maçın sonunda gol olmayınca SAFFC penaltılarla 4-3 kazandı, ancak maçın hakkı normal sürede Muangthong takımının kazanmasıydı. Fildişi Sahilli forvet Christian Kouakou, gol kramponlarını evde unutmuş olacak ki, birkaç şansı harcadı.

    Taylandlılar bu sene AFC Kupası oynanırken dinlenebilecekler, ancak şu sözümü unutmayın: 2011 yılında Premier Lig’deki kalitenin yükselmesiyle değişen Birleşik Krallık futbolu altın bir yıl yaşayacak ve Asya Futbol Konfederasyonu Tayland takımlarının yerlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaktır. En azından bir tane doğrudan çıkabilecek takım belirlemelidirler.

    Böylece 3 Mart tarihinde Tahran'da kaybetseler bile, başlarını dik tutabilirler. Ancak, Endonezya futbolunun böyle bir şansı olmayacak.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Güney Amerika'daki futbolseverlerin aynısını Copa Libertadores için düşünmesine rağmen, halen dünyanın en büyük kulüp şampiyonası olduğu kabul edilen Şampiyonlar Ligi’nde gelecek hafta programlanan dört maçla heyecan kaldığı yerden devam edecek. AC Milan - Manchester United, Lyon - Real Madrid, Bayern Munich - Fiorentina ve FC Porto - Arsenal maçlarını heyecanla beklemeye başladık bile. Haftaya fikstürler daha ayrıntılı şekilde ele alınacak ve hangi takımların çeyrek finallere kalma şansının daha yüksek olduğu değerlendirilecektir.

    Dünya Kupasının oynanacağı yıllarda Şampiyonlar Ligi eleme turlarından çıkan takımların kadrolarına bakılması ve birkaç ay sonra oynanacak Dünya Kupası finallerinde hangi ülkelerin başarılı olabileceğinin buna göre tahmin edilmesi her zaman işe yarar. Şampiyonlar Liginin en iyi takımlarında oynayan futbolcuları bünyelerinde barındıran ülkelerin, Dünya Kupası’nda üst sıralara çıkma şanslarının daha yüksek olduğu görünüyor.

    Buna iyi bir örnek olarak, 2002 yılını hatırlamaya çalışın: Carsten Ramelow, Oliver Neuville, Bernd Schneider, Lucio ve Roberto Carlos Dünya Kupası’nın Yokohama'daki finaline çıkmadan yalnızca 46 gün önce Şampiyonlar Ligi’nin Real Madrid ile Bayer Leverkusen arasında Glasgow'da oynanan final maçında forma giymişti (Michael Ballack'ın da bu listede olması gerekiyordu, ancak gördüğü sarı kart nedeniyle Dünya Kupası finalinde oynayamamıştı).

    Şimdi de önümüze bakalım; Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için 10 favori takımı (SuperBahis oranlarına göre) dikkate alın ve her takımda bu sezon lig maçlarının çoğunluğunda ilk on birde başlayan 16 futbolcuyu gözden geçirin, böylece bu futbolcuların çoğunlukla forma giydiği, büyük ihtimalle dünyanın şu andaki en iyi milli takımlarını tespit edebilirsiniz. Xavi, Andres Iniesta ve Iker Casillas (Fernando Torres bulunmamasına rağmen) da dahil yirmi bir İspanyol oyuncu bu listede yer alıyor. AC Milan ve Inter takımlarının elemelerden çıkması nedeniyle on bir İtalyan oyuncu da listede yerini almış durumda. Premier League'in daha çok yabancı oyunculara güvenme alışkanlığına rağmen listede İtalya'yı on oyuncuyla İngiltere takip ediyor.

    Hangi ülkenin kadrosu bu oyunculardan daha çok barındırıyor? Dünyanın hala en dikkat çekici futbol ihracatçısı olan Brezilya mı? Yıldızlarının hiç zorlanmadan her takımda fırsat bulabildiği Hollanda mı?

    Doğru cevap, 160 oyuncudan 27'sinin ülkesi olan Fransa'dır. 10 kulüpten dokuzunda 'en iyi 16' oyuncu arasında en az bir Fransız futbolcu yer alıyor. Tek istisna ise sakatlığı nedeniyle sezonu kapatan Franck Ribery'den yoksun olan Bayern Münich takımıdır.

    Şunu düşünebilir miyiz? Eğer Fransız futbolcuları dünyanın en iyi kulüplerinde oynayabilecek kadar iyiyse, ülkelerini de Dünya Kupası’nda finale taşıyamaz mı?

    Takımı 2006 Dünya Kupası’na taşımasına rağmen menajer Raymond Domenech hakkındaki şüpheler henüz silinmemiştir. Artık futbolu bırakan sihirbaz Zidane ve unutulmaz oyuncu Lilian Thuram'dan yoksun olmasına rağmen Willy Sagnol, Eric Abidal ve Florent Malouda gibi inanılmaz yetenekleri hala kadrosunda barındırıyor.

    Birçok kişi Fransa'nın dünya kupasını kaldırabileceğini düşünmüyor. Ancak, dört yıl önce de durum aynıydı ve Fransa'nın kupayı kaldırmasına yalnızca birkaç penaltı atışı mani olmuştu. Şampiyonlar Ligi’nin çeyrek finallerinde mücadele eden Fransız oyuncularının sayısına dikkat edin. Fransa'nın Dünya Kupası şampiyonluğu için şimdiye kadar verilen 14/1 oranı daha çok ilgi görmeye başlayabilir.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Ahn Jung-hwan’ın 2002 Dünya Kupası finallerinde İtalya'ya attığı gole şahit olan çok az kişi, bu futbolcunun ülke futbolundaki önemini ve Güney Kore'nin bu golle tarihinde ilk defa turnuvada çeyrek finallere çıkmasının ardından kopan gürültüyü unutacaktır.

    Meslektaşı Pak Doo-ik'in kuzey komşuları adına İngiltere'de 26 yıl önce yaptığını tekrarlayan Ahn, bu golle İtalyanları dişlerini gıcırdatarak ve taşan öfkelerine hakim olmaya çalışarak evlerine göndermeye başarmıştı.

    Ahn'ın o tarihteki kulübü, Serie A takımlarından Perugia'nın sahibi Luciano Gaucci, bu golü futbola ihanet olarak değerlendirmiş olacak ki daha sonra Ahn'ı kulüpten uzaklaştırdı.

    Gaucci büyük olasılıkla kendi kendine Ahn'ın ülkesini Dünya Kupası’nın dışına itecek golü nasıl atmaya cüret edebildiğini düşünmüştür! Üstelik de Ahn, İtalya için evi olarak bahsederken...

    Doğrusunu söylemek gerekirse Ahn, Perugia'da fazla etkili olamamıştır ve hatta bazıları Gaucci'nin bu olayı Daewoo Royals takımının bu eski forvet oyuncusunu takımdan kesmek için bahane olarak kullanmakla suçlamıştır. Aslında kulübün ligde daha çok gol atabilecek bir forvet oyuncusuna ihtiyacı vardı.

    Daha sonra Ahn'ın kaderi bu şekilde devam etti. Kalbini ve ruhunu Güney Kore'ye vermesine rağmen kulüp düzeyinde bir türlü dikiş tutturamadı.

    J Ligi’nde oynadığı Shimizu S-Pulse takımında da durum değişmedi, ancak Yokohama F Marinos takımına transfer olduktan sonra pivot oyuncu olarak başarılı oldu ve takımının iki defa üst üste şampiyon olmasını sağladı.

    Bu başarının ardından transfer olduğu Avrupa takımları, MSV Duisberg ve Metz'de başarısını koruyamadı ve konsantrasyon eksikliğinden mi, yoksa inanarak oynamamasından mı bilinmez Ahn'ın kulüp düzeyindeki istikrarsızlığı devam etti.

    Ahn son yıllarda yeni jenerasyon bir Kuzey Kore takımına transfer olarak uluslararası futbol radarının dışına çıkmıştır, ancak Avrupa'daki başarılı kariyerini burada da çok fazla gösterememiştir.

    Şimdiye kadar durum çok değişmedi. Ancak Ahn, Çin Süper Ligi takımlarından Dalian Shide'daki ikinci sezonuna başlarken, milli takım hocası Huh Jung-moo'nun, 2002 Dünya Kupası’nın kahramanına Güney Kore kadrosunda yer vermeye hazır olduğu görülüyor.

    Ahn'ın, 1990'lı yıllarda ve 21. yüzyılın başlarında 12 yıl içerisinde kazandığı sekiz lig kupasıyla Çin Liginde fırtınalar estiren takımdan çok uzak olan kulübü Dalian'daki performansı Huh’un dikkatini çekmiş olacak ki, Mart ayının başlarında Fildişi Sahili ile yapılacak dostluk maçının aday kadrosuna bu futbolcuyu da çağırdı.

    Faboi Capello yönetimindeki İngiltere'de David Beckham’a tekrar şans verilmesi gibi Ahn'ın da Kore adına kendini tekrar gösterme şansı bulacağa benziyor.

    Son on yılın ilk yarısının büyük çoğunluğunda Kore futbolunda posterlerde boy gösteren Ahn, geçen yıllar içerisinde insanların dikkatinden çıkmıştır.

    Ancak, Lazarus tarzı bir geri dönüş sergileyerek, Kore'nin bu Haziran ayında Güney Afrika kadrosunda yer bulabilecek mi?

    Beckham gibi Ahn da standartların takım arkadaşlarının oynadığı Japon liginden ve birkaç Avrupa liginden çok daha düşük olduğu bir ligde forma giyiyor.

    Çin Süper Ligi son yıllarda kıta düzeyinde gösterdiği başarısızlıklar nedeniyle dağılmış gözüküyor. Ayrıca, başarılarla dolu tarihine rağmen, şu anda orta sıralara demir atan Dalian kulübünün de parlak günlerinin çok gerilerde kaldığı aşikar.

    Futbolda ilginç şeyler oluyor, bu yüzden belki de Ahn futbolseverlere daha önce yaşattığı inanılmaz anları tekrar yaşatabilecek. Ancak 34 yaşında olması nedeniyle, bahis oranları şimdilik Ahn'ın aleyhinde görünüyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    2010 İÇİN DÜŞÜNCELERİM:

    Bu hafta Roger Milla ile telefonda bir görüşme yaptım. Birkaç dost canlısı temizlikçi ve bakıcı hanımla konuştuktan sonra sonunda o büyük insanla görüşebildim -sanırım.

    Konuşmamız kaçınılmaz bir şekilde Kolombiyalı renkli kaleci Rene Higuita'ya ve 1990 Dünya Kupasındaki o gole geldi. Topu Higuita'dan çalarak gol vuruşu yapan Milla doğal olarak korner bayrağı direğinin yanında dans etmiştir. Higuita daha sonra bu olayı “Dünya kadar büyük bir hata!” olarak değerlendirmiştir.

    Bu konuşma, Dünya Kupası’nda artık keşfedilmemiş Güney Amerikalı yıldızların boy göstermemesinin çok yazık olduğunu düşünmeme neden oldu. 1986 Dünya Kupası’nda Josimar'ın attığı muhteşem goller unutulur mu? Veya İtalya'da gerçekleştirilen 1990 Dünya Kupasında penaltı atışlarında kahramanlaşan Arjantinli kaleci Sergio Goycochea'nın unutulmaz performansını hala hatırlamıyor musunuz?

    Küreselleştirme birçok şeyi anlamsız hale getirdi. Dünyanın her yerinde oynanan maçların artık haftanın her gecesi oturma odalarımıza kadar getiren canlı yayınlar ve dünyanın her ülkesindeki futbolcular için açılan on binlerce web sitesi sayesinde artık herkes hakkında her şeyi bildiğimizi düşünüyoruz.

    Bu sorumluluğun Arjantin ve Brezilya dışında kupaya katılan üç Güney Amerika takımı, yani Paraguay, Uruguay ve Şili'de olduğunu düşünüyorum. Kupada gerçekten izlemek istediğim oyunculardan biri de Fransa ikinci lig takımlarından Dijon'da top koşturan 21 yaşındaki Uruguaylı futbolcu Sebastian Ribas'tır (yalnız kendisinden beklendiği gibi oynayabilecek mi?). İzlediğim her maçında gol attığını gördüm. Bu sezon 20 lig maçında 10 gole imza atmıştır.

    Dünya Kupası da bu yüzden güzel, hiçbir zaman duymadığınız oyuncular dikkatleri birden üzerine çekiyor. Milla ve Higuita bunu herkesten daha iyi biliyor olmalılar. Umarım Güney Afrika'da bu gibi oyuncuları izlemeye devam ederiz.

    Bahis önerisi: Dünya Kupası finallerinin 1998 yılında 32 takıma çıkartılmasına karar verildiğinden bu yana, her bir son 16 takımlı gruba Brezilya ve Arjantin dışında bir Güney Amerika ülkesi daha girebilmektedir.

    1998 ve 2002 yıllarında sırasıyla Fransa'ya ve Almanya'ya karşı kaybeden Paraguay bunu gerçekleştirdi. 2006'da sıra Ekvator’a geldi (İngiltere'ye yenildi). Bu nedenle, Paraguay, Uruguay ve Şili takımlarından birinin ikinci gruba kalma şanslarının yüksek olduğunu düşünmek güvenilirdir.

    Paraguay ve Şili'nin sırasıyla grup liderleri İtalya ve İspanya takımlarının ardından ikinci sırada gruptan çıkacakları tahmin edilmektedir. Uruguay ise A Grubunda Meksika ve Fransa'nın ardından üçüncü sırada gelmektedir.

    Bahis oranları gruplarında şu şekilde belirlenmiştir: Uruguay 4/1, Paraguay 7/2, Şili 19/4. Paraguay aralarında en şanslı takım olarak kabul edilmektedir, çünkü rakipleri İtalya geleneksel olarak turnuvaya yavaş başlamaktadır (son yedi turnuvada yalnızca üç kez grubu lider olarak bitirmiştir).

    Ancak, paranızın bir kısmını da ikinci tur için saklamanız daha iyi olacaktır. Yukarıda bahsettiğim, son 16 takım arasına kalan üç takım da maçlarını bu aşamada 1-0 kaybetmiştir.

    İkinci turda Güney Amerika 1-0 kaybediyor. Turnuvada yapacağınız ilk doğru skor tahmini bu yönde olmalıdır.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Japonya'daki J Ligi son sezonlarda hiçbir şey değişmediğinden Dejavu Ligi olarak da adlandırılabilir. Kashima Antlers takımı 2009 yılında üst üste üçüncü şampiyonluğunu kazandı ve şimdi "dördüncü" şampiyonluğunu kazanmak için savaşıyor

    2010 yılında da şampiyonluğun güçlü adayları arasında gösteriliyor, ancak üst üste Emperor Kupasını kazanan ve dahi oyun kurucu Yasuhito Endo'nun harikalar yarattığı Gamba Osaka takımı ve ligi Oswaldo Oliveira'nın şampiyonluğa doymayan takımının yalnızca iki puan gerisinde tamamlayan ve şu anda Fransa'nın Rennes takımında forma giyen Japonya milli takımının yıldız oyuncusu Junichi Inamoto'yu kadrosuna dahil etmeye çalışan Kanagawa takımı Kawasaki Frontale tarafından amansız şekilde takip edileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

    Ancak, 2009 yılının en dikkat çekici performansı 2008 yılında Japonya ikinci ligi J2'den yükseldikten sonra birinci ligdeki ilk yılını dördüncü sırada tamamlayan Sanfrecce Hiroshima takımına aittir. Mihailo Petrovic'in takımı, 2010 Asya Şampiyonlar Ligine katılmaya hak kazanmıştır, ancak bu başarısının bedeli olarak transfer sezonunda yıldız oyuncusu Yosuke Kashiwagi'yi geçen sene ligi altıncı sırada tamamlayan Urawa Red Diamonds takımına kaptırmıştır. 2008 yılında sıralamada bulunduğu yeri bir basamak yükselterek geçen sezonu beşinci sırada tamamlayan FC Tokyo takımı defans oyuncusu Yuto Nagatomo, orta saha oyuncusu Naohiro Ishikawa ve bu yıl Ocak ayında ilk uluslararası karşılaşmada Yemen'e karşı hattrick yapan sihirbaz golcüsü Sota Hirayama ile ligdeki tehlikeli ekiplerden bir diğeridir.

    Ayrıca, 2009 yılında ligi yedinci sırada tamamlayan ve kadrosunda başarılı genç golcü (bu bilgi, Japon futbolu uzmanı Michael Tuckerman tarafından verilmiştir ve güvenilirdir) Shinji Okazaki ile birlikte Mavi Samuraylar'ın yıldızı Shinji Ono'yu barındıran, Kenta Hasegawa'nın takımı Shimizu S-Pulse'a dikkat edilmesi gerekir. 2009 ACL'de yarı finale yükselme başarısını geliştirme yönünde hırslı planlar içerisinde olan Nagoya Grampus takımı Urawa'dan transfer edilen Marcus Tulio Tanaka, Avustralyalı golcü Josh Kennedy, son zamanlarda yıldızı parlayan genç yetenek Mu Kanazaki ve Consadole Sapporo takımından kiralanan Kolombiyalı orta saha oyuncusu Danilson Cordoba gibi önemli oyuncuları kadrosunda barındırıyor.
    Ancak, karşı tarafta kadrosunda J Liginin en değerli oyuncusu Mitsuo Ogasawara, Japon milli takımının omurgasını oluşturan birçok oyuncu (Masashi Motoyama, Shinzo Koroki, Takeshi Aoki, Atsuto Uchida, Daiki Iwamasa ve diğerleri), Koreli stoper Lee Jung, artık yıldızlaşan Yuya Osako ve Brezilyalı gol makinesi Marquinhos bulunduran Kashima duruyor.
    Kesinlikle durdurulması çok zor. J Ligi 6 Mart’ta çalınacak düdükle başlayacak ve 34 maçlık maratonun ardından 4 Aralık’ta tamamlanacaktır. Mayıs ayından itibaren 2010 FIFA Dünya Kupası için lige iki aylık bir ara verilecektir. Tabii ki, bu maçların tamamına ve her birine SuperBahis üzerinden bahis oynayabileceksiniz.

    Japon Denizi’nin karşı kıyısında bulunan Güney Kore'nin K Ligi, Asya'nın en iyi ikinci ulusal ligi olarak kabul edilir, ancak şimdiye kadar Japonya'dan daha fazla Asya Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazanmıştır. K Ligi, Mart ayının başlarında start alacak olan J Liginden bir hafta önce başlayacaktır. 2005 yılında ACL kupasını kazanmasına rağmen, ulusal ligde daha önce hiç şampiyon olamamış Jeonbuk Hyundai Motors takımı 2008 yılında ligi yedinci sırada tamamladıktan sonra 2009 yılında sürpriz bir şekilde tarihinde ilk defa K Liginde şampiyonluğunu ilan etmiştir. Ligin gol kralı Lee Dong-gook, hızlı kanat oyuncusu Choi Tae-uk ve Brezilyalı Luiz Henrique ve Brasilia gibi oyuncuları kadrosunda bulunduran ve Choi Kang-hee tarafından çalıştırılan takım 2010 yılında ikide iki yapmak için çalışacak.

    Yıldız oyuncularından Ki Sung-yong'ın Celtic takımına ve Lee Chung-yong'un Bolton Wanderers takımına transfer olmasından ve Türk hoca Şenol Güneş'in ayrılmasından sonra göreve getirilen Portekizli çalıştırıcı Nelo Vingada'nın önderliğinde büyük bir revizyon geçiren başkent ekibi FC Seoul'a da kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor. FC Seoul 2009 ACL'de Gamba Osaka ve Kashima Antlers takımlarını yenme ve Katar ekibi Umm-Salal ile oynadığı çeyrek finale kadar çıkma başarısını göstermiş ve aynı zamanda 13 hafta puan cetvelinde ilk sırada olmasına rağmen ulusal ligi üçüncü sırada tamamlamıştır. K Liginin şampiyonlar ligi tarzındaki playoff'larında (Avustralya'nın A Ligine benzer) Chunnam Dragons takımına penaltılarda mağlup olarak 2010 yılında ACL'ye katılma şansını kaybetmiştir.
    Geçen sezonun en çok gol atan ikinci oyuncusu olan, birçok kişi tarafından ligin en iyi oyuncusu olduğu düşünülen Karadağlı golcü Dejan Damjanovic'in top koşturduğu Seoul Pohang Steelers takımının defans oyuncusu Cho Hyo-jin ve Seongnam Ilhwa Chunma takımının kalecisi Kim Yong-dae'nin gelişiyle daha da güçlendi.
    Üç defa ACL kupasını kazanma başarısı gösteren Pohang Steelers, sahip olduğu yıldızlar nedeniyle lig, FA Kupası ve Asya kupasında başarılı olması beklenirken 2009 yılında yalnızca üç maçını kaybetmesine rağmen, 28 maçta 11 defa berabere kalarak kazandığı ikinciliğiyle taraftarlarını hayal kırıklığına uğratmıştır. K Ligi playoff mücadelelerinde Seongnam Ilhwa Chunma takımına yenilmiştir.
    Antrenör Sergio Farias'ın Suudi Arabistan'a, golcüler Denilson ve Stevica Ristic'in Özbek takım Bunyodkor'a ve daha önce bahsedildiği gibi Choi'nin Seoul'e gitmesinin ardından Seongnam takımından golcü oyuncu Joao Mota, Seoul ekibinin orta saha oyuncusu Ahn Tae-eun ve Farias tarafından getirilen Brezilyalı oyuncu yerine Kashima Antlers'de mücadele eden Oswaldo'nun kardeşi Waldemar Lemos de Oliveira'yı kadrosuna dahil etmiştir.

    Yedi K Ligi şampiyonluğuyla Kore'nin en köklü kulübü olan Seongnam geçen senenin ikinci yarısında kadrosunu yenilemiş ve ulusal ligi dördüncü tamamladıktan sonra finalde Jeonbuk ile mücadele ederek 2010 ACL'ye katılmaya hak kazanmıştır. Kesinlikle yakından takip edilmesi gereken ekiplerden biridir.
    Puan cetvelinde uzun süre ön sıralarda yer almasına rağmen 2009 sezonunu yedinci sırada tamamlayan Gyeongnam FC ve 2008 yılı K Ligi şampiyonu Suwon Samsung Bluewings ekipleri de dikkate değerdir.
    Suwon takımı, ACL'de ilk 16 takım içerisine girmeyi başarmasına rağmen 2009 yılında kötü bir sezon geçirmiş ve ligi 10. sırada tamamlamıştır. Buna rağmen, FA Kupasını kazanarak bir kere daha ACL kupasında mücadele etmeye hak kazanmıştır. Uzun bir geçmişe ve büyük bir mali güce sahip Suwon takımı, çok önemli oyuncularından biri olan Edu'yu Schalke takımına kaptırdıktan sonra Wigan'dan Cho Won-hee'yi geri alarak ve bu oyuncunun yanı sıra kadrosunu çok sayıda brezilyalı oyuncuyla (Reinaldo, Juninho ve José Mota) güçlendirerek 2010 mücadelesinde var olacağını göstermiştir.
    Ancak, benim için Pohang, Seoul, Seongnam ve Jeonbuk takımları arasında bir tercih yapmak oldukça zordur. J Liginde olduğu gibi, K Liginin de her maçı ve tüm maçları için SuperBahis ile bahis oynayabilirsiniz.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Bu hafta gittiğim spor salonunun soyunma odasında iki Arsenal taraftarının konuşmasına kulak misafiri oldum. Arsene Wenger’in bu dönem içerisinde transfer yapmadığından yakınıyorlardı. Taraflardan biri “Çizgimizi devam ettirebilecek birine ihtiyacımız var, ancak para harcamaktan korkuyoruz” dedi.

    Diğeri ise “Her zamanki gibi” cevabını verdi.

    Her zamanki gibi. Bu tür konuşmalar Wenger gibi menajerlerin tolerans göstermesi gereken konuşmalardır. Tabii ki taraftarlar görüşlerini özgürce ifade etme hakkına sahiptir, ancak taraftarların görüşü her zaman doğruyu yansıtmayabilir.

    Wenger’in imza atmış olduğu en başarılı transferlerden biri, 2006 yılının Ocak ayında 8 milyon Sterlin ödenerek Monaco'dan alınan Emmanuel Adebayor transferidir. Uzun yıllardır kulübe hizmet veren Fransız menajerin geçtiğimiz sene lige verilen arada St Petersburg Zenit takımına 15 milyon Sterlin ödeyerek gerçekleştirdiği Andriy Arshavin transferi, o dönemin en pahalı transferi olma özelliğini taşımaktadır.

    Spor salonundaki taraftarların en formda golcüleri olan Arshavin'in bundan yalnızca 12 ay önce takıma katıldığını unutmaları ne kadar ironik.

    Medya, Wenger'in transferlere para harcamaktan çekinen bir menajer olarak lanse etmiştir. Wenger'in bundan sonra bu imajını değiştirmesi oldukça zor görünüyor. Hepimiz biliyoruz, Wenger para harcayabiliyor. Ancak, artık kimse oturup araştırma yapmıyor (eğer merak ediyorsanız Wenger'in ekibinin yalnızca altı üyesinin maliyeti 10 milyon Sterlin'in üzerindedir).

    Bahisçilerin bu tür yanlış bilgilendirmelere karşı dikkatli olması gerekir. Bahis oynarken, yapabileceğiniz en kötü şey başkasının yanlış görüşlerini takip etmektir.

    Kendi düşüncülerinizi takip etmeniz her zaman çok daha iyidir. Çok çalışır, ancak yine de yanılırsanız, bir dahaki sefere noktaları daha rahat birleştirebilirsiniz. Bilmediğiniz veya güvenmediğiniz kişilerin görüşlerinden uzak durun, yoksa kendinizi aptal gibi hissedersiniz.

    Geçen Temmuz Arsenal'in 2009-10 Premier Ligini kazanacağına verilen 10/1 oranındaki bahsi oynadım. O zaman herkes ligin yalnızca iki takım, Chelsea ve Manchester United arasında geçeceğini söylüyordu. Medya, Arsenal'in şampiyonluk şansının çok az olduğu yazıyordu. Kuzey Londra sakinleri, Mayıs ayında kupayı kimin kaldıracağı ile ilgili tartışmalara bile katılmayı gerekli görmüyordu.

    Arsenal için verilen şimdiki oran nedir? 3/1. Bu nedenle, her zaman kendi sesinize kulak verin.

    Patrick Vieira’ın Manchester City'ye transfer olması, Fransa'nın Dünya Kupası kadrosuna dahil edilmesi için kendi stratejisinin bir parçasıdır. Takıma gelmesini takip eden iki buçuk hafta içerisinde dört maçı kaçırdı. Bilin bakalım neden? Tabii ki sakatlık (bu sefer baldırından).

    Son üç buçuk yılda Vieira ortalama 19 lig maçında forma giydi. Bu da oynayabileceği maçların %50'sinde oynaması anlamına geliyor. Eğer City'nin 2009-10 sezonunda kalan 18 maçından yarısında oynarsa şanslıdır.

    En son yayınlanan raporlar, City'nin AC Milan’ın oyuncusu Mathieu Flamini'ye transfer teklifi yapmayı düşündüğünü söylüyor. Artık takımda Premier Ligin zorluklarını ve sertliklerini kaldırabilecek bir oyuncu olacak. Bu da Wenger'in neden Flamini'yi iki yaz (aklıma gelmişken Vieira'nın gidişinden sonra üç yaz) önce Emirates Stadyumu’nda tutmaya çalıştığını açıklıyor.

    Flamini'nin transferi gerçekleşirse, Vieira kendini City takımının dışında bulur ve Fransa menajeri Raymond Domenech’ın Dünya Kupası listesine girme şansını tamamen kaybeder. Bu da Vieira'nın Fransa'nın orta saha kıdem sıralamasında bulunduğunu veya bulunması gerektiğini gösteriyor.
  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Vietnam futbolunda karışık hislerin hakim olduğu bir dönem yaşanıyor. Yeni V Ligi sezonu başladı, ancak son yıllarda milli takımın standartların altına düşmesi Vietnamlılara üzüntü veriyor.

    2007 yılında kendi topraklarında Asya Kupasında çeyrek finale çıkıldıktan sonra, Hanoi'den Ho Chi Minh City'ye kadar herkes için Vietnam'ın sonunda bölgede önde gelen takımlar arasında yer alacağı umudu doğmuştu.

    Bir sonraki başarı, 2008 yılının sonuna doğru Güney Doğu Asya'nın büyük ilgi gören bölgesel şampiyonası AFF Suzuki Kupasında iki ayaklı final maçında Tayland'ın yenilmesiyle elde edilmiştir.

    İlk bölgesel şampiyonluk futbol hastası Vietnamlıların daha büyük ve daha güzel başarılar için umutlanmasına neden oldu.

    Ancak, şu anda herkes nerede yanlış yaptığını anlamaya çalışıyor.

    Vietnam, Asya Kupası eleme turundan elenerek yıla şanssız bir başlangıç yaptı ve önümüzdeki yıl için yerini Katar'da Çin'e ve Suriye'ye kaptırdı. 2007 yılındaki beklentilerden geriye hiçbir şey kalmadı.

    Bu yılın sonunda Vietnam için Güney Doğu Asya şampiyonluğu unvanlarını koruma şansı doğacak ve Vietnamlı taraftarlar şimdilik V Ligi 2010 sezonuyla idare edecektir.

    SHB Da Nang, geçen sene hem lig hem de kupada mutlu sona ulaşarak kazandıkları şampiyonluğu korumak istiyor, ancak 2009'daki performansın tekrarlanması yönündeki baskılar bu sezon daha da artacak gibi görünüyor.

    Denizaşırı bir ülkede oynayan ilk Vietnamlı futbolcu unvanına sahip olan, milli takımın eski golcüsü Le Huynh Duc tarafından çalıştırılan Da Nang ekibi, şu anki milli takımın omurgasını oluşturmaktadır, ancak Asya Şampiyonlar Ligi'nin ön elemelerine katılma mücadeleleri Duc'ın ekibini zorlayacağa benziyor.

    Bu da takımın dikkatini dağıtacaktır. Takımın turnuvaya katılmaya hak kazanması halinde oyuncuların yükü daha da artacaktır. Bu da diğer tüm takımların gözlerini şampiyonluk kupasına dikmesine neden olacaktır.

    AFC Kupası mücadelesine katılacak ve otomatik olarak gruplara kalan geçen yılın ikincisi Binh Duong takımı da Da Nang ile aynı problemlerle karşı karşıyadır. Bu da tabii ki yalnızca ligde mücadele edecek Song Lam Nghe An takımının işine geliyor.

    Ancak, geçen sezonun üçüncüsünden başka, bu iki takımının birkaç kulvarda birden mücadele etmesinin avantajından yararlanmayı ve böylece kıta yarışmalarına katılmayı bekleyen başka takımlar da var.

    T&T Hanoi takımı, Vietnam'ın en pahalı oyuncusu unvanını alan ve 24 yaşında şimdiden milli hazine olarak kabul edilen yıldız golcü Le Cong Vinh'i tekrar renklerine bağlayacaktır. Portekiz'in Leixoes takımında geçireceği üç aylık dönem sonunda ülkesine yeteneklerini daha da geliştirmiş olarak dönecektir.

    Cong Vinh, Vietnam'a geri döndüğünde önemli bir değişiklikle karşılaşacaktır, çünkü gelecek sezonda takımı yeni teknik direktör Nicolau Vaqueiro çalıştıracaktır.

    Ninh Binh takımıyla sözleşme imzalayan Singapurlu teknik direktör Robert Lim gibi Vaqueiro da V Liginde gerçekleşen çok sayıda teknik direktör değişikliğinden biridir. Ancak, Güney Doğu Asya futboluna son zamanlarda damgasını vuran en büyük haberlerden biri Hoang Anh Gia Lai takımının başına getirilen Kiatisuk Senamuang transferidir.

    Kendi ülkesi Tayland'da bir efsane olan ve Zico lakabıyla anılan Kiatisuk, kendi ülkesindeki Chonburi FC takımında birkaç yıl oyuncu olarak oynadıktan sonra teknik direktörlüğe getirilmiştir.

    Daha sonra ülkenin en zengin kulüplerinden biri tarafından Vietnam'a getirilmiştir. Teknik direktör olarak ilk görevlerinden biri vatandaşı olan, oyun kurucu Datsakorn Thonglao'yu takımda kalması için ikna etmek olacaktır.

    ASYA bölgesinin tartışmasız en iyi oyuncularından biri olan ve inatçılığıyla tanınan Datsakorn, Kiatisuk'un V Liginde kalması yönündeki ikna çabaları sonuç vermezse Tayland'a, yokluğunu çok fazla hisseden HAGL takımına geri dönecektir.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    2010 İÇİN DÜŞÜNCELERİM:

    BREZİLYA DÜNYA KUPASINI KAZANAMAYACAK!

    Birçok insanın ikinci takımı olarak gördüğü Brezilya’yı bu yıl 11 Temmuz’da Johannesburg’da kupayı kaldırırken gördüğümü hayal edemiyorum.

    Brezilya teknik direktörü Dunga fonksiyonel bir oyuncuydu, ve Selecao’daki üçbuçuk yıllık sürecinde oynattığı futbol, nasıl bir oyun anlayışına sahip olduğunu gösterdi. Brezilya çok yönlü, çalışkan ve fiziksel güç olarak etkileyici bir durumda. Ancak atletik olarak güçlü olacaklar diye, teknik oyunu unutuyorlar. Takımlarındaki çoğu oyuncu şuanda fiziksel olarak formlarının zirvesinde.

    Uluslararası futbolda güçlü olmanın değeri, yetenekli olmanın veya teknik futbolun önünde gibi görülebilir. Ama genellikle yetenekli oyuncular, bu açığı rahatlıkla kapatırlar. Brezilya’dan isteyeceğimiz son şey – daha çok genç yeteneklerden bahsediyorum – abilerinin örneklerini takip etmeleri olur.

    Takımın stilini değiştirmek için artık çok geç. Dunga’nın kaslara dayalı fizik olarak güçlü takımı Dünya Kupasına kalmayı başardı. Bu da demek oluyor ki Kupada’da benzer bir taktik izleyeceğiz.

    Bravo Dunga! Brezilya’ya kupayı kazanması için verilen 5,5 oranı kuponumuza ekleme şansını kaldırdı. Umarım bahis şirketleri yanılır.

    Dipnot

    Eğerki Dunga Ronaldo ve Ronaldinho’yu takıma çağırırsa gözlerim dolacak. Dünya Kupası tarihinin gelmiş geçmiş en golcü oyuncusu ( 19 maçta 15 gol ) ve Fifa’nın seçtiği Dünyanın en iyi oyuncusu ödülünü 2005 yılında kazanan, Brezilya ile özdeşleşen isimler bu turnuvada olmayacaklar. Superbahis buna bir oran açmamış, ama tahminimce ikisinin birlikte turnuvaya katılmasının oranı 1,000 civarında olurdu, buda Dunga’yı anlatmaya yeterli.

    DİEGO MARADONA GÜNEY AMERİKA’DA BÜYÜK BİR HİT OLACAK!

    Ronaldo ve Ronaldinho kupada yer almıyor olabilir, ama Diego Maradona yer alacak.

    Son 12 ay boyunca Arjantinli menejer yoğun bir şekilde eleştirildi. Ama Dünya Kupası tarihinde en çok heyecan yaratan oyuncu, en düzenli olarak başarıya ulaşan oyuncuya biraz da olsa hoşgörülü olmak gerekir.

    Maradona’ya yöneltilen en büyük eleştirilerden biri, çok fazla sayıda oyuncu kullanması, Güney Afrika’da bu sorun olmayacak mı? Diğer teknik direktörler gibi Dieago Armando da sadece 23 kişilik bir kadro kurabilir. Buda demek oluyor ki Dünya Kupasında Arjantin’in her maça farklı kadro ile çıkması mümkün değil.

    Maradona şuana kadar hiçbir zaman kaybeden taraf olmayı tatmadı. 4 yıl önce Almanya’daki yarı profesyoneller şimdi yavaş yavaş onu desteklemeye başladı.

    Onun en büyük şansı Franz Beckenbauer’den sonra hem futbolu olarak hem de teknik direktör olarak Dünya Kupasını kazanan ikinci teknik direktör olmayı istemesi. Superbahis’in ‘Maragonna’ bahisi, Arjantiin ilk turda elenecek ve Maradona 2010 içinde kovulacak – şeklinde ve oranı 3,50. Ama bence bunun yerine oynanacak bahis, Arjantin’in B grubunu lider bitireceği ( Nijerya, Yunanistan ve Güney Kore karşısında) ve oranı da 1,44.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Avrupa ve Güney Amerika uzmanları 2010 Dünya Kupası için Avustralya ve Yeni Zelanda’yı es geçmiş olabilirler ancak iki ülke de 2006 Almanya’da olduğu gibi bazı büyük şoklar yaratabilecek güçte takımlar.

    Şuan dünya sıralamasında 21. sırada yer alan Avustralya, şimdiden sürpriz yapacaği takımları seçmeye başladı bile. D grubunda Almanya, Gana ve Sırbistan ile yarışacak olan Avustralya gruptan ikinci sırada çıkma konusunda iddialı. Tam olarak ‘Ölüm Grubu’ denmesedei turnuvadaki en zor gruplar B ve G grubu. Avustralya ilk maçını grubun en zorlu takımı Almanya karşısında 7 Haziran’da, Durban’da oynayacak. Ancak bir sonraki maçlarını 19 Haziran’da Gana karşısında oynayacaklar, Rustenburg’daki maç bir Afrika takımına karşı olsa da favori olan Avustralya olacaktır. Ve Sırbistan, şimdiye kadar futbolda büyük bir başarı gösteremeyen, ve bundan sonra da hiçbir zaman favori olamayacak bir takım.

    Yeni Zelanda, ev sahibinden sonra turnuvanın en zayıf halkası gibi. F grubunda oynayacaklar maçlar ateşli geçecek gibi. 12 Haziran’da Rustenburg’daki maçta Slovakya karşısında şanslarını deneyecekler, ancak Avrupalıların forveti Vladimir Weiss, Yeni Zelanda’ya büyük bir baskı yaratmayacak gibi duruyor. Dünya Şamiyonu İtalya, 21 Haziran’da Yeni Zelanda karşısında rahat bir maç çıkardıktan sonra, Yeni Zelanda için büyük ihtimalle turnuvadaki son maç Polokwane’da, 25 Haziran’da, Paraguay’a karşı oynanacak. Kimse bu grupta Yeni Zelanda’ya şans vermiyor, belki haklılar, ancak unutmamalı ki her turnuvaya kötü bir başlangıç yapan İtalya, Kiwis’in umudu durumunda. Konfederasyon Kupası öncesinde oynanan hazırlık maçında mucizevi bir şekilde Azzurri’nin tarafı bir zafer kazanmıştı.

    Avustralya için kilit adam tartışmasız Tim Cahill, ceza sahası içinde durdurulması imkansız, Everton ve milli takımı için çok şey ifade eden bir oyuncu. 37 maçta atmış olduğu 19 gol onu dünya ortalamasında er yukarılara çıkarırken, 2006 Almanya’da 5 dakika içerisinde Japonya’ya karşı attığı iki gol onu ülkesinde bir kahraman konumuna taşıdı. Malesef 2006’da, Socceroos Almanya’ya Mark Viduka ile gitti, bu yüzden de gerçekten beklentiler çok yüksek değildi. Ancak bu turnuvaya taşıyacakları iyi bir forvetleri var, ayrıca Harrk Kewell gibi onu besleyecek ve destekleyecek Dünya’nın en iyi oyuncularından birine sahipler. Pim Verbeek’le birlikte bir forvete dönen Kewell şuanda Galatasaray için ter dökerken, Superlig’de ve Avrupa Liginde takımı için gollerine devam ediyor.
    Yeni Zelanda’nın Avrupa’da top koşturan oyuncularına bakacak olursak, elimize çok kısa bir liste çıkacaktır. Sadece kaptan Ryan Nelsen, İngiltere Premier Liginde Blacburn Rovers için ter akıtırken, -unutmamak gereken şeyse kıran kırana geçen bir MLS, SPL, Championship, A-League ve Yeni Zelanda futbol şampiyonası oyuncuları var . Shane Smeltz ise şimdiden Avrupaları futbol araştırmacılarının gözüne kestirdikleri bir isim konumuna geldi. A-League’in en golcü oyuncusu olma başarısını iki senedir taşıyan oyuncu, hazırlık maçında İtalya karşısında bir gol atmıştı. Aynı maçta Leo Bertos güzel bir kafa vuruşu ile gol bulurken, Celtic’li Chris Killen daha iyisini yaparak maçta iki gol atmıştı. Biri iyi bir kafa vuruşuyla, diğeri ise bir penaltı atışıyla.

    Yani Zelandalılar, çok da kolay takım değiller.

    Avustralya çok daha rahat bir şekilde iyi bir takım. 2006’da oynadıkları ikinci tur mücadelesine yükselmek onlar için çok da zor görülmüyor. Verbeek stili defans oynayan takım iyi görünümlü Guus Hiddink’in takımının seviyesine çıksın yeter. Ricki Herbert’in Zelanda’sı ise Dünya Kupasında, A-League’in dünyada yer aldığı kadar pay bulabilecektir. Üzgünüz Zelandalılar, malesef başaramayacaksınız. Bu turnuvada da ilk turdan sonra veda etme vakti !

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    BARCELONA SİZCE DE HARİKA OLMANIN SONUNA MI GELDİ?

    Barcelona sahaya çıktığında kendilerinden futbolun mesihi gibi korkulmasından sadece ben mi rahatsız olmaya başladım?

    2009 yılı Pep Guardiola’nın adamları için inanılmaz bir yıldı.Bir senede 6 tane kupa kazandılar ve bunların arasında Şampiyonlar Ligi, La Liga ve Abu Dhabi’deki Dünya Kulüpler Şampiyoluğu vardı ancak yağcı medyanın sorgulamaz tavrı benim için fazla gelmeye başladı.

    Barcelona’nın futbolu gerçekten hayran olunacak kadar güzel. Paslaşmaları gerçekten aklılmaz şekilde. Bunda en büyük etki kadrolarındaki 7 oyuncunun La Masia genç takım akademisinden gelmesinde. Ayrıca tabii ki Xavi futbolun şimdiye kadar gördüğü en iyi ortasaha oyuncusu.

    Ancak beni rahatsız eden birşey var; neden Afrika’dan veya Amerika’dan küçük yaşta oyuncu ithal edilmesine izin veriliyor? Neden kimse Lionel Messi’nin 13 yaşında transfer olmasına birşey demiyor? Ayrıca geçen yıl Şampiyonlar ligi yarı finalinde Barcelona’nın açık bir şekilde haksız kazanç elde etmesi, Chelsea’nin çok daha iyi oynadığı maçta hakem kararları ile onları elediğinin unutulması beni rahatsız ediyor.

    Barcelona kesinlikle iyi takım, ama abartıldığı kadar değil. Avrupa Kupasında/Şampiyonlar Liginde desteklenebilecek başarılı bir takım, ama şampiyonluk için sadece 4 orana sahip hiçbir takımı benim bahisimde yer almaz.

    RONALDO DÜNYANIN EN İYİ OYUNCUSU SEÇİLDİ

    Cristiano Ronaldo’ya karşı her zaman içten içe bir kıskançlık var. Bilirsiniz, ne zaman övülmeye başlansa hemen birisi “ama.....” diye konuşmaya başlar.

    Lionel Messi’nin veya Steven Gerrard’ın, Ronaldo gibi yeni bir takımla sözleşme imzaladıktan sonra onun kadar maç kazandırdığını veya onun yaptıklarını yapabildiğini hayal edebiliyor musunuz? Eski Manchester United’lı yıldız, ilk yedi maçında dokuz gol atmayı başararak, seri bir şekilde takımının en önemli oyuncusu olmayı başardı. Ama basında yine genel konuşmalar olan onun egosu ve davranışları yer aldı.

    Doğuştan yetenekli, çalışma disipline sahip, bu kadar hızlı bir oyuncu için sürpriz değil. Sir Alex Ferguson onu rahatlıkla ‘ Dünya’nın en iyi oyuncusu’ seçilmesine önerdi.

    İspanya’da, Zinedine Zidane da ondan etkilendiğini bildirdi. Eski Real Madrid’li yıldız oyuncu, katıldığı bir röportajda, “ Oynadığı her maçta fark yaratmayı başarıyor, ama beni en çok şaşırtan ise onun davranışları oldu. Geriye kalan her ödülü de alacağına eminim.”

    Ronaldo bu yıl bir çok kupa için savaş verecek. Real Madrid’in Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu için oranı 6 iken, La Liga’da  ise 2.3 oran var. Portekizin Ölüm Grubu  olan D grubunu kazanması için 4.50 oran varken, kupası ilk kez kazanmasına 26 oran veriliyor.

    Şampiyonlar Liginin gol krallığı içinse 2,1 (attığı 6 gol ve devamı), 9 oran La Liga gol krallığı için(7 gol), 15 oran Dünya Kupası gol krallığı için, 23 oran ise hem şampiyonlar liginde hem de Güney Afrika’da gol kralı olması için oran veriliyor.

    O gerçekten en iyisi, ama ben bu bahislerin hiçbirini almazdım. Benim oynayacağım Superbahis’in açtığı ‘ Göz Kırpıcı’ bahisi olur. Dünya kupasında sizce de rakip oyuncu atıldığında Ronaldo ona göz kırpacak mı?

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Bundan 12 ay önce, Yasuhito Endo alışılmışın dışında Shangai’de, Shangri-La Otelinde bekliyordu.

    Gamba Osaka’yı, sergilediği müthiş orta saha performansı ile Asya Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna taşıdıktan sonra, Japon milli oyuncu 2008’in en iyi Asya’lı Oyuncusu ödülüne layık görülüyordu.

    Ancak, Asya Futbol Federasyonu Mohamed bin Hammam’ın sahnede elini sıkacak konuma kadar yükselse de ne yazık ki ödülü alamadı.

    Onun yerine,  ikinci olduktan sonra, Özbekistan’ın milli oyuncusu Server Djeparov Asya’nın en iyisi olarak seçildi.

    O zamandan beri, yavaş yavaş bir haksızlık sezilmeye başlandı – Kuala Lumpur’daki konfedarasyon evinin koridorlarında açık bir şekilde duyulan AFC Evi’nin gücüydü bu.

    Çünkü, bir önceki sezonun çok daha altında bir performans serdiledikten sonra Endo, 2009’da Asya kıtasının en iyi oyuncusu ödülüne layık görüldü.

    Endo’nun bu ödülüne kimsenin ses çıkaramayacağı aşikar olsa da, kendisinin yaptığı açıklamaya göre sadece 24 saat önce yapılan sunumda belirtilen kriterler onun da aklını bir hayli karıştırmış durumdaydı.

    Konfederasyon kuralları oyunucunun kendi liginde ve uluslar arası maçlarda gösterdiği performansa göre puanlayacağını bildirse de, kafalarda soru işaretleri ve karmaşık bakışlar devam ediyordu.

    Geçmişte, Asya’da yılın en iyi oyuncusu ödülü büyük bir onurdu. Çünkü eski kazananlara baktığımızda Hidetoshi Nakata iki kez, Shinji Ono, Ali Daei ve Ali Karimi gibi büyük starların daha önce aynı ödülü aldığını görmek mümkün.

    Ancak son birkaç yılda açık bir şekilde sezildi ki, bu ödül artık devletler arası bir teşekkür etme konumuna geldi.

    Son kazananlara baktığımızda Katarlı genç yıldız Khalfan Ibrahim ve Suudi defans oyuncusu Hamed Al Montashari, 2006 Dünya Kupası’nda tam anlamıyla beceriksiz birer hayak kırıklığı olduklarını kanıtladılar.

    Tüm bunlar olurken, en üst kalitedeki oyuncuların hepsi reddedildiler.

    Bir başka kanıt olarak da şunu düşünebiliriz, büyük bir ihtimalle Mayıs ayında Avrupa Şamiyonlar Ligi finali oynayacak ilk Asyalı konumuna gelecek olan Manchester United’lı Park Ji-Sung, şimdiye kadar bu onuru elde etme şansını hiç bulamadı, ayrıca onun sayesinde dikkat edebileceğiniz gibi şimdiye kadar hiçbir Kore’li oyuncu bu ödülü kazanamadı.

    Ülke sonuçlarına baktığımız zaman Asya’nın en başarılı takımı olarak 2002 Dünya Kupasında yarı finale yükselen ve Dünya Kupası maçlarında 7 galibiyet almayı başaran Kore, son 15 yılda Asya’nın en başarılı ülkesi olarak göze çarpıyor. Ancak görünüşe bakılırsa bu başarı da gözlerden kaçmış durumda.

    Şuanki sistemin tamamen yeniden gözden geçirilmesi ve köklü bir revizyon yapılması gerekli. Şuan verilen ödül sadece Asya sınırları içirisinde oynayan oyunculara veriliyor, bu sebepten Park’ın başarısı dikkate alınmıyor. Ancak bunun kesinlikle değişmesi gereken bir kural olduğu kesin.

    Tüm Asya’lı oyuncular, hangi ülkede top koşturdukları gözetmeksizin bu ödül için elverişli durumda olması gerekli.

    Asya’nın en iyisini seçen bu organizasyonun çaresiz bir şekilde değiştirlmeyi beklediği birkez daha ortaya çıkmış durumda.

Superbahis.com – Sponsorluklarımız :

Euroleague Basketball

Euroleague
Resmi Ana
Sponsoru

Wolves

Resmi
Takım
Sponsoru

Hull Kingston Rovers

Resmi
Takım
Sponsoru

Superbahis.com bir Sportingbet markasıdır. Interactive Sports (C.I.) Limited hisse senetleri Londra borsasında işlem gören halka açık bir şirkettir.
Sportingbet/Superbahis Amerikadan bahis almamaktadır. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Gizlilik Şartnamesi | Yardım
© 2010 Internet Opportunity Entertainment (Sports) Ltd ve Interactive Sports (C.I.) Limited ve Superbahis.com tüm hakları saklıdır.
Sportingbet Group - İnternet üzerinde Dünya'nın en büyük bahis kuruluşudur
Sportingbet EU

Uyarı: Bahis oynamak risklidir. Bahis oynarken para kaybedebilir ve psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilirsiniz. Sitemizde bahis oynarken tüm risk size aittir.

Sitemizi sorunsuz görüntülemek için minimum uygun tarayıcılar ve gerekli programlar: FireFox v2 veya IE Explorer v6.0, Flash player 8 ve JavaScript'in aktif olması gereklidir. Üyelerin 18 yaş ve üzerinde olması şarttır